Kediler ve insanlar on bin yıldan fazladır dostlar. Bir kediyle uzun süre yaşayınca ona sahip olduğunu düşünebilirsin ama olayın öyle olmadığını fark edersin. Kediler basitçe arkadaşlıklarının zevkini yaşamamıza müsaade ediyorlar.
Gözümle görmesem bile kafamın içindeki sonsuz tik tak seslerinin aslında dünya üzerinde kalbi birbiriyle atan bütün insanların sesi olabileceği hissine kapıldım.
Eğer dünyadaki sayısız "gereksiz”i ayrıştırmaya çalışırsan, eninde sonunda insanlar hakkında, kendi varoluşun hakkında da bir yargıya varman gerekirdi. Benim durumumda, izlediğim bütün filmler ve onlarla olan anılarım hayatıma anlam katıyordu. Beni olduğum kişi yapmışlardı.
Yaşamak demek; ağlamak ve bağırmak, aptalca davranmak, üzülmek ve neşelenmek, hatta korkunç ve berbat deneyimlerden geçmek... ve gülmek demekti. Güzel şarkılar, güzel manzaralar, baş dönmesi, şarkı söyleyen insanlar, gökyüzündeki uçaklar, atların gürüldeyen koşuları, ağız sulandıran krepler, uzayın sonsuz karanlığı, doğan güneşe silahlarını ateşleyen kovboylar...
Aşk bitmek zorundaydı. O kadardı işte. Herkes bu gerçeği bildiği halde âşık olmayı sürdürüyordu.
Galiba hayat da benzerdi. Hepimiz bir gün bitmesi gerektiğini biliyor ama sonsuza dek yaşayacakmış gibi davranmaya devam ediyorduk. Aşk gibi hayat da güzeldi çünkü bitmesi gerekiyordu.
Hayatım bitiyordu ve arayacak kadar önemsediğim kimsem yoktu. İnsanlar arasında yaşamış, bir sürü bağ kurmuştum ama nihayetinde hepsi incecikti. Hayatının sonunda böyle bir algıya varmak gerçekten çok -gereğinden fazla- bunaltıcı bir histi.