Bazı kitaplar insanı susturur, bazıları da konuşturur. Dil Belası ise ikisini birden yapıyor. Bir yandan okurken kendi suskunluklarımızı, yanlış anlaşılmalarımızı, patlamaya hazır cümlelerimizi düşünüyorsunuz; öte yandan her satır, dilin hem bir bağ kurucu hem de bir yıkıcı olduğunu yüzümüze çarpıyor.
Kitap, sadece sözcüklerin gücünden değil, aynı zamanda sözcüklerin yokluğunun da hayatımızı nasıl şekillendirdiğinden bahsediyor. Konuşarak anlaşmanın değil, bazen konuşmamayı seçmenin bile bir iletişim biçimi olduğunu hatırlatıyor.
Gündelik hayatta dilimizi ne kadar hoyratça kullandığımızı fark etmek ise biraz acıtıyor.
Bir kelimenin kırıp dökebileceği ya da iyileştirebileceği hayatları unutuyoruz bazen. Dil Belası bu unutuşa karşı güçlü bir uyarı niteliğinde.
Kısacası; bu kitap sadece okunmaz, üzerinde düşünülür. Hatta biraz susulur da.