Julia ve Hippolitus'un aşkları ve birbirlerine kavuşmaya çalışmalarını, bu sırada yaşadıkları olayları anlatıyor.
Giriş kısmında yazar hikayeyi Mazzini ailesinin torunlarından birinin bıraktığı tarihçeyi bulması ve olayları bilen kişilerin ağzından dinlediklerini de ekleyerek bu romanı oluşturduğunu belirtiyor. Ancak araştırdığımda böyle bir şatonun olmadığını öğrendim ve yazarın hikayenin bir parçası olarak böyle bir giriş yaptığını anladım.
Hikaye şatoda yaşanan esrarengiz olaylarla başlıyor ve bu durum okuyucuyu kendine çekiyor ve merak uyandırıyor. Zaman zaman sıkıcı hale gelse de olaylar hızlı gelişiyor ve tekdüzelikten kurtuluyor.
Karakter tanıtımlarında eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Yazar ya karakteri tanıtmadan ismini veriyor ve sayfalar sonra o karakteri tanıtıyor ya da karakteri tanıtıyor ama ismini sayfalar sonra veriyor bu da okuyucunun karakterleri karıştırmasına yol açıyor.
Okumaya başladığımda üvey anne üvey kızın aşk çekişmesi diye tahmin ettiğim hikaye ilerleyen sayfalarda farklı yönlere evrildi ve eski Türk filmi senaryolarından kendini az da olsa sıyırmayı başarsa da yine de bu düşüncemden vazgeçemedim :)
Sebebine gelecek olursam hikayede o kadar çok tesadüf var ki gerçek hayatta böyle tesadüflerin olması mümkün değil. Karakterler olmayacak yerde birbirleriyle karşılaşıyor ki bu da hikayenin gerçekliğini yok etmiş bana göre.
Baş kahraman olan Julia o kadar çok bayılıyor ki anlatamam :D Seviniyor bayılıyor, korkuyor bayılıyor, yoruluyor bayılıyor, heyecanlanıyor bayılıyor :D Bir Kürt Sevdim kitabındaki Gülşahla yarışır bu bayılmaları :D
Eski Türk filmi havasında bir romandı hızlı okunur çerezlik :)