Tarihe Kanlı pazar olarak geçecek günü biraz derinlemesine okuyanlar, siyasal iktidarın kendisini sokakta paramiliter bir güçle temsil ettirmeye karar verdiğini anlayacaklardı.
Gençler olarak tam bağımsız bir ülkede yaşamak istiyorduk ve bu masum isteğimiz belli ki birilerini çok ama çok rahatsız ediyordu. Bunu kısmen hissediyorsak da yurdumuzun geleceğinin gizli bir el tarafından kurgulanıyor olduğunun ne yazık ki tam olarak farkında değildik.
İlerleyen zamanlarda ABD'nin ülkemize biçtiği ileri karakol olma rolünü benimseyenlerin sayısının, hiç de azımsanmayacak miktarda olduğunu görecek, şaşıracaktık. 1950lerden itibaren yapılan tüm seçimleri sağcı partilerin kazanması bunun göstergesiydi. Oysa biz sağcı partilere oy vermek ille de emperyalizme yoldaş olmayı gerektirmez diye düşünüyor, kendimizi avutuyorduk.
İşçilere köylülere baktığımızda hepsinin açlık sınırında yaşadıklarını görüyorduk. Öğretmenler ve öteki memurlar için de durum çok farklı değildi. Emperyalizmin boyunduruğunda yaşamanın, bir başka deyişle yarı sömürge bir ülke olmanın insanlarımıza iyi gelmediği belliydi. Apaçıktı bu.
Bu tabloya rağmen emperyalizmin boyunduruğunu peşinen kabul etmiş partiler, zorluklar içinde yaşayan halktan nasıl oluyordu da teveccüh görebiliyordu? Bugünden baktığımda gördüğüm en önemli neden, bir yolunun bulunup, ülkemizin bir korku toplumuna dönüştürülmüş olduğu. Arkasına ABD yi almaması halinde, Türkiyenin Sscb nin boyunduruğu altına gireceği düşüncesi yediden yetmişe tüm toplumun beynine kazınmıştı. Neredeyse herkese göre, bir yere bağlanacaksak bunun ABD olması en akla yakınıydı. Yine bugunden baktığımda, bu yanaşma durumunu, Osmanlı'nın parçalanması aşamasında sürüp giden mandayı kabul etme haline benzetiyorum. O zaman da ülkeyi yönetenler Amerikancı mı yoksa İngilizci mi olalım? Diye aylarca yıllarca tartışmışlardı.
Neyse ki Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları başka bir yolun daha onurlu ve müreffeh bir çıkışın olabileceğini görmüş ve