"Mecnun ağlıyo musun sen?" “Yok ya ne ağlıycam?" "Soruya soruyla karşılık verdiğine göre bi' problem var. Nedir anlat bakalım." "Ne problem olcak ya?" "Bak yine." "Allah Allah amma abarttın sen de Leyla. Soruya soruyla karşılık verdim evet ne var? Bak yine yaptım. Verecek cevabımız yok diye soracak sorumuz da mı olmasın? Hayret bi' şey ya."
"Allah belanı vermesin Erdal Abi. Gözünü seviyim bi' huzur ver be abi. Kafam olmuş zaten Everest. Kafamın içinde dağcılar var, en tepeye ulaşmaya çalışıyorlar şu an. Çığ düşebilir Erdal Abi, kafamın içinde çığ tehlikesi varken sen niye böyle yapıyorsun?"
İki insanın sebebe ihtiyaç duymadan yan yana gülebilmesi aşkın ta kendisi. Gülmek en çok Leyla'ya, Leyla en çok bu ana yakışıyor. Ne geçmişin hatıralarına ne de geleceğin hayallerine sığabiliyor Leyla. Başını omzuma koydu. Saçlarının kokusu sardı tüm vücudumu.
"Senin o babanın aklını karıştırayım ben ya. Adam bi' sevemedi beni arkadaş. Babanın karşısına çıkıp neden beni sevmedin diye soram mı? Pis herif ya. Bozuk şarj kablosu." Ne biçim konuşuyorsun babam hakkında Mecnun?" "O hani böyle temas etmez de şarj yeri oturmaz ya. Zorlarsın eğersin bükersin şarj etmeye başlayınca bırakırsın da sonra bakarsın hiç şarj etmemiş. Heh işte senin baban tam olarak bu Leyla."