Öldüğünde kefene sarılması çok da yabancı değildi aslında insana. Öldüğümüzde kefen giydiğimiz gibi hemen hepimiz kundaklanıp sarılmıştık bir örtüye doğduğumuzda. Belki de geldiğimiz gibi gideceğimizi ve çok kalıcı olmadığımızı anlatıyordu bize bu manzara. Başlangıç ve son aynıydı aslında. Tek fark doğduğumuzda sıcacık ana kucağına koymuşlardı bizi, öldüğümüzdeyse
kara toprağın bağrına ve günahsız geldiğimiz dünyadan ayrılıyorduk, günahlarımızla..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Üç, beş metre bez imiş, her ölünün hissesi,
Esas gaye imanla vermektir son nefesi.
Yarına sağ çıkmaktan, nasıl olurum emin?
Genç bir delikanlının tabutu geçti demin.
Yüklenecek omzuna cenâzen dört kişinin,
Hesabı sorulacak mahşerde her işinin.
Gençliğine güvenip “Vakit çok erken” derken,
Belki “Elvedâ” bile diyemezsin giderken.
Ahmet Mahir Pekşen