Dünya bir virân evdir.
Ondan daha virân, ona gönül bağlayan kimsenin kalbidir.
Cennet de mamur bir evdir. Ondan daha mamur, onu kazanmaya uğraşan kimsenin kalbidir.
Eserde(kelâm-ı kibarda) gelmiştir ki:
"Ölümün hak olduğunu bildiği hâlde sevinen kimseye, cehennemin hak olduğunu bildiği hâlde gülen kimseye, dünyanın vefâsız olduğunu gördüğü hâlde ona gönül bağlayan kimseye, kaza ve kaderin hak olduğunu bildiği hâlde dünya ile uğraşan kimseye şaşılır."
Ebû hüreyre(r.a) diyor ki, Resulullah bana: "Dünyayı kısaca sana göstermemi ister misin?"
"İsterim ya Resulullah."
Benim elimi tuttu, bir mezbeleye götürdü. Orada insanın başının kemikleri, koyun kemikleri, at ve deve kemikleri, eski insan elbiseleri ve insanın pisliği vardı. Resulullah:
"Ey Ebû hüreyre, bu baş kemikleri sizin başınız gibi hırs ve arzularla dolu idi. Şimdi bir derisiz kemik kalmıştır. Yakında o da toprak olacaktır. Bu necasetler, yorucu bir çalışma ile ele geçirilen ve iştah ve zevkle yenen yemeklerdir. Şimdi hor ve hâkir olarak onları buraya bırakmışlar. Herkes ondan nefret edip kaçıyor. Eskiler, insanların süsledikleri elbiselerdi. Şimdi rüzgâr onları bir taraftan bir tarafa sürüklüyor. Bu kemikler onların binek ve hayvanları idi. Onların sırtında dünyayı gezerlerdi. Dünyanın tamamı bunlardır."