İnsanları, kadın ve erkek, hep birlikte medeniyet yolunda feragat ve fedakârlığa hazırlayan mucizevî kuvvet ancak "din"dir. İpini koparıp kendi başına buyruk olmak isteyen bu canavarı adam eden ve bu yola sokan "din" gerçeğidir. Din de Allah'ın, peygamberleri vasıtasıyla göndermiş bulunduğu mutlak hakikatler manzumesidir. Peygamberler, fıtrat/yaratılış kanunlarını ve onların menbalarını en iyi ve doğru ölçülerle anlayan gerçek şahsiyetlerdir. Din, hem erkeğe, hem de kadı-na sınırları bildirmek için gelmiştir. Onları meşru şekilde birleştiren bağ olarak "nikâh" müessesesinin lüzumunu emretmiştir.
Bundan başka, cinsî faaliyetlerin sınırlarını ve şartlarını, karşılıklı medenî münasebetleri ve yardımlaşma şuurunu talim buyurmuşlardır. İşte bu çalışmaların neticesi olarak dünyanın her yerinde, her milletin ve kavmin mensupları arasında, yeryüzünün en ücra köşelerinde bile, nikâh revaç bulmuş ve tatbik edilmiştir. Allah tarafından gönderilen resullerin vazettiği ahlâkî usullerle insanlar kendileri için manevî doğruluğun şartlarına kavuşmuş, bunun neticesinde de zahmete katlanmayı, külfete ve eziyetlere tahammül etmeyi öğrenmişlerdir. İş böyle olmasaydı, aslında anne-baba için en büyük düşman kendi öz çocukları olurdu. Böyle bir manevî kaynaktan beslenen hayat anlayışı üzerinde kurulan içtimaî nizamdır ki, ideal aile müessesesisinin temel şartlarını belirler. İşte "mazbut aile" budur.