Ben de seninle Sartre'n Heidegger'ı neden anlayamadığı sorunsalı üzerine konuşup Nietzsche'nin nasıl patavatsız biri olduğu üzerine Epikurus tarzı boş boğazlık etmek isterdim ama bizim kütük #Muş.
Şimdi yollar gide gide kaybolduğumuz bir hezeyanlar yolculuğu; zihnimizde koca gürültüler ve bağırışlar eşliğinde. Düşman olduğumuz aynalar, silmeye çalıştığımız hatıralar bir yolculuktan ziyade yol olma isteği tarihin arka sokaklarında herkesin gelip geçtiği. Devrik cümleler, düşünmenin yok ettiği bir hafıza, yazmayan kalem, akmayan yazı, bitmeyen bir yaşam sıkkınlığı, Zamanın yok ettiği yaşama sevinci, yitirilen inanç ve sen ey insan her şeyi bağrından söküp sokaklara saçan. Kirli yüzler patlatılmış aynaların bile düzeltemediği. Körler sağırlar ülkesi, kilitli olmadığı halde çalınmadığı için açılmayan kapılar. Kaybolduğumuz eski bir atlas kenarları yırtılmış. Bir kol mesafesinde birbirine milyonlarca uzaklıkta zihinler ve samimiyetsiz bir salon kahkahası dünya kendi etrafında dönüyor sanan genç bir kızdan. Burası dünya burası insanların kendilerine fiyat etiketi biçtiği bir çağ. Veba bile öldürmedi bu kadar insanı, savaşlar, istilalar da. Bir ağıt diyorum bir ağıt herkesin kulaklarını tıkadığı. Duyulmayan bir çığlık, görülmeyen bir çürüme, anlaşılmayan bir söz, Tanrıdan bağımsız bir günahkarlar festivali. Burası dünya gece ve gündüzün eşit karanlıkta olduğu bir zaman dilimi. Karınca gibi küçülen insan toplulukları. Bir filin ayakları altında ezilen ve sonsuz ameliyatlarla bile düzelmeyen rengi kokmuş bir çimen. Ey heykelden öteye geçmemiş insan tanrıçalar ve tanrılar bu kendi ellerimizle çağırdığımız bir kıyamet ve değil senaryo. Kapatın ışıkları ve şu gürültülü yaşamı. Biraz uyumam lazım bu puştlar panayırında.
James Joyce