“Nastenka(sana Nastenka demekten hiç bıkmayacağım sanırım) bu yerlerde tuhaf insanların, hayalperestlerin yaşadığını duyacaksın. Hayalperest, eğer tam tanımını bilmek istiyorsan, bir insan değil, cinsiyetsiz bir varlıktır. Genellikle ulaşımı zor bir yerde yaşar, sanki gün ışığında bile orada saklanmak istiyormuş gibidir. Bir kez odasına girdi mi tıpkı bir salyangoz gibi oraya yapışır. Daha doğrusu daha çok evini sırtında taşıyan kaplumbağalar gibidir. Neden değişmeyen bir yeşile boyanmış, küflü, köhne ve tütün dumanıyla kaplı dört duvardan bu kadar hoşlanıyor sanıyorsun ?
Kimse soru sormadı, yalnızca doktor, Bir gün gözlerim yeniden görmeye başlarsa, başkalarının gözlerinin içine bakacağım, ruhlarını görebilecekmişim gibi, dedi, Ruhlarını mı, diye sordu, gözü siyah bantlı yaşlı adam, Ya da özlerini, nasıl adlandırıldığının o kadar önemi yok, bunun üzerine koyu renk gözlüklü genç kız, fazla öğrenim görmediği dikkate alınırsa herkesi şaşırtan bir söz söyledi, Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şey var, işte biz oyuz.
Bununla birlikte, istisnası olmayan kural yoktur, burada da bu istisna eksik değildi, bir kadında cisimleşti, kadın koğuşa girer girmez, sağ taraftaki ikinci koğuştu bu, ıvır zıvırını
karıştırmaya başladı ve sonunda küçük bir nesne buldu, avucunda sıkı sıkı tuttu, başkalarının gözünden gizlemek istiyor gibiydi, insan eski alışkanlıklarından kolay vazgeçemiyor, hatta onları çoktan unuttuğumuzu sandığımız bir an gelse bile. Birimizin hepimiz, hepimizin birimiz için olması gereken bu yerde, güçlülerin zayıf olanların ağzından lokmasını nasıl acımasızca aldığını görebiliriz, şimdi de bu kadın, el çantasının içinde bir çakmağı olduğunu hatırlayarak, kaybolmamış olmasına şaşırsa da, sanki hayatta kalmasının koşulu oymuş gibi, çantanın içini korkarak aradı ve kıskançlıkla gizledi onu...