BİLİYORUM, çoğu zaman her şeyin seni bitirip tükettiğini, çok yorulduğunu artık devam edecek gücü göremediğini… Bunun gibi birçoğunu biliyorum. Çünkü sadece sen değilsin böyle düşünen. İnsanız; hep böyleyiz içimizden. Dışımızdan gülerken kalbimizden özleriz, ağlarız belki.
Bir kelimenin dudaklardan telaffuzu gelip içine oturur tüm gün. Artık yabancı olduğun duymayı unuttuğun bir kelimedir bu. Ama bazıları için öyle değilse çokça dillerdeyse, sana dokunur, biliyorum.
Bilmekle ne oluyor Allah aşkına dersin şimdi sen; ne değişti biliyorsun diye. Hiçbir şey!
Düşün ki değişmiyorsa bilmekle ve eylemekle, demek ki gerçekten değişmemesi gerekiyordur. Kayıp kelimeni sırtında taşımaktır senin ömürlük ödevin. Öyle ya sana bu vazifeyi vereni düşündüğünde yükün ağır gelmez. Bilakis çok terleyip susadığında, yüzü okşayan bir meltem, içini ıslatan bir bardak su gibi gelir.
Sen vazifeni kalbinin tam içinden sahiplendiğinde Sahibin himayesinde olmuş olursun. Böylece yürüdüğün tüm çöller üzüm bahçelerine dönüşür. Düşünsene üzüm bahçelerini… Güneşin dalları arasından öylece sızıp geçtiği ışıklı, coşkun bahçeler…
Dur burada. Dalları arasında gölgelen biraz, birkaç tane üzüm ye sonra… Efendimizi düşleyebilirsin tam burada. Türlü heyecanlar, ümitlerle gittiği Taif’ten çocuklar tarafından taşlanarak dönmek zorunda kaldığı, o içimizin en büyük kırıklığı olarak kalan günü birazcık düşün. O da bir üzüm bahçesine sığınmıştı. Belki içinden üzümlerin ne kadar güzel ve sulu olduğunu geçirmiştir. Bahçenin güzelliğini düşünmüştür, mübarek ayakları yara bere yüzünden sızlarken. Yine bir tane üzüm yiyesi gelmemiştir belki içindeki kırıklıklardan ötürü…
Düşün, sırtımızdaki her yükle beraber Efendimizle bağ kurduğumuzu en yakından… Vazifen bildiğin, Sahibinin sırtına iliştirdiği her yük, seni