"Köyün yandığına da seviniyordu. Bu adama bir türlü aklım ermedi. Hem herkesi seviyordu. Hem de herkese düşmandı. Köy yandı, sevindi. Köye iyilik yapsak gene sevinirdi gibime geliyor."
"Akçaçamın kayalıklarına çıktıklarında, bir taşın üstüne oturup, doğan güne karşı bir duman içinde kalmış Çukurovanın düzüne baktılar. Duman usul usul açılarak, köyler, yollar, tepeler, parlayan kavrım kıvrım ırmak, çaylar göründü.."
"Abdi Ağa," diye yarı alay, yanı ciddi sordu. "Duydum ki bu senin İnce Memed, el kadar bir çocukmuş."
Abdi Ağa:
"Yalan yalan," diye ayağa kalktı. "Yalan, kavak kadar uzamuş şimdi. Evi yakarken gözümlen gördüm. İkimiz kadar, kocaman. Yalan yalan!"
"Bu ova... Bir belalı ova. Ne kadar da çok düzlük!. Var anam vay! Gün doğunca, kalaylı bir siniye vurmuş gibi yalp yalp ediyor. Tepeler küçücük küçücük. Yığma. Anavarzan kayalıkları..."
"Çoktandır," dedi, "güneşin Çukurovada batışını görmedim. Toprağın üstünde bir zaman durur, kızarır orada, kıpkırmızı kan kesilir. Birden batıverir sonra da. Durun da seyredeyim. Ben öleceğim zaten. Durun, durun seyredeyim."