Ona, bir kutudan çıkan harika müziği anlatırdı ve oynayabileceğin bütün o güzel oyunları, lezzetli yiyecek ve içecekleri, duvardaki küçük bir şeye basınca çıkan ışığı, görebildiğin ve aynı zamanda işitip hissedebildiğin ve koklayabildiğin resimleri, güzel kokular yaratabildiğin başka bir kutuyu, dağlar kadar yüksek pembe, yeşil, mavi, gümüş rengi evleri, herkesin nasıl hep mutlu olduğunu ve kimsenin dert ve öfke nedir bilmediğini, herkesin herkese ait olduğunu, dünyanın diğer tarafında olanları görüp duyabildiğin kutuları, tertemiz, harika şişelerdeki bebekleri -her şeyin pırıl pırıl ve mis gibi koktuğunu-, insanların hiç yalnız kalmayıp birlikte mutlu, neşe içinde, burada, Malpais'teki yaz bayramlarında olduğu gibi yaşadıklarını, ama çok daha mutlu ve her gün, her gün böyle yaşadıklarını anlatırdı...