Kızlarına ruhlarının yerine bir reçete, yaşamakta olan bir duygu yerine ölgün bir kılavuz, kutsal bir hakikat yerine akılalmaz bir aldatmaca verirler. Çoğunlukla da bu kurnaz ve karanlık entrikalarla kızlarını “iyi bir evlilik” olarak adlandırdıkları şeye güvenli bir şekilde yönlendirmeyi başarırlar. Nihayetinde amaçlarına ulaşıp kızlarını şaşkın, aciz, cahil ve zihinleri karmakarışık bir halde tanrının iradesine terk ederler. Kendileri de o sırada sakince akşam yemeklerini yer, sonra da uyumak üzere yataklarına uzanırlar. Oysa daha altı yaşındayken sandalyeden düşmesinden korktukları için kızlarını bir odada yalnız başına bırakmaya bile cesaret edemezlerdi. Ama bilmezler ki o zaman kan revan içinde kalacak bir bedenin korkutucu fiziksel acısı söz konusuydu; ruhun belirsiz ve dilsiz acısı değil.