Sanat sanat için midir yoksa toplum için mi? Ya da birey kendi yaşamı ve amacı için mi vardır, yoksa toplumdaki insan sayısın arttırıp yine onlara benzemek için mi? Ve son olarak, ruha ket vurmak bedeni mezara gömmekten ne kadar farklıdır? Yaşamak her anlamda özgürce olmamalı mıdır?..
Sesilya saygın bir ailede yetişmiş, toplumun kadın kalıbında büyütülmüş bir kadın. Güzel, cemiyet ve onların kuralları hakkında bilgi sahibi ama çok büyük bir eksik var bu insanda; hayal etmek ve düşünmek yaşam ve edebiyat üzerine. Tabii, o döneme göre bunlar eksiklik sayılmıyor hatta olmaması önemli. Baskılanıyor kadın, bu eksiklikler ile büyümesi için ama ruhu isyan edip kurtuluyor prangalarından. Gündüz gözüyle cemiyet kadını gibiyken, uyumaya geçince ruhunun dizginlenemeyen şelalesinen akıyor ahenkli şiirler. Bir tomurcuk gibi yeşeriyor bakışı dünyaya ve fark ediyor ruhun hürriyetini. Zamanla tek iken çift oluyor yaşamı; gerçek yaşamın tatsız ve sıradanlığı ile rüya yaşamında her şeyin bir anlam kazanışı…
Telemak kitap, gerçekten edebiyatımıza harika eserler sunuyor. Her eserde farklı bir edebi değer, ahenk ve farklı tarzda kaleme ait metinler okumanın hazzını yaşıyorum sayesinde. Bu eser, şu zamana dek okuduğum en güzel eserlerden biri oldu. Yalın ama ahenkli dili, yavaş ama merakta bırakan gidişatı ve döneme ayna tutan bakışı ile her anlamda değerli bir eser olduğu ortada, benim için. Bunlar dışında da hoşuma giden tarafları vardı tabii. Yaşam üzerine sorgulamalar, edebiyat ve sanat üzerine sunulan fikirler ve var olma amacı hakkında alt metinde yapılan sorgulamalar da ayrı bir tat vermiş esere. Umarım bu eser, sevenlerini bulur…
Okuyucusu bol olsun.