Berberiler, 1013 yılında Kurtuba'yı yağmaladı ve tarumar etti. Medinetü'z-Zehra'nın sadece kalıntıları günümüze ulaşabildi. İslam tarihindeki o eşsiz dönemin, Uzak Batı'da bir halifeliğin olduğu günlerin başlangıcı ve sonunu simgeleyen bu eser, bize ihtişamın geçici olduğunu hatırlatıyor.
Rusafa'nın ortasında bir palmiye ağacı
Doğum yeri Batı, palmiyeler diyarının ırağı Bana ne kadar da benziyorsun, dedim ona, Yurdundan uzaklarda sürgün,
Ailenden, arkadaşlarından ayrı düşmüşsün. Yabancı olduğun topraklarda yeşeriyorsun
Ve ben de senin gibi gurbetteyim.
*Veronika Ölmek İstiyor*
Veronika'nın ölmek istemesinin sebebini yazar kitabın başlarında açıklıyor. Veronica hayat hep aynı olduğu için ve dünyadaki adaletsizlik ve kötülüklerden dolayı ölmek istiyor. Sonraki ilerleyen 50 sayfada Veronica'nın kendini öldürmeye hazırlaması, bunu teknik olarak başarması, bu ölümün gerçekleşmesi için biraz beklemesi gerektiğini gördük. Bu bekleme sürecinde Veronika bir şeyleri fark ediyor ve kendi kendine düşünürken şöyle bir şey söylüyor:"Şu anda seçeneğim olsaydı her günümün aynı olmasının nedeninin kendim olduğunu daha önce anlamış olsaydım belki..." bu şekilde devam ediyor ama cümlesini bitirmiyor.
Veronika hayatın her gün aynı olmasından bıktığı için ölmek istedi. Ama şu an hayatın her gün aynı olmasının sebebinin kendisi olduğuna karar verdi ve bunu daha önce Anlasaydım deyip sözünü tamamlayamadı çünkü artık Geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. Bizler de çoğu zaman Veronika gibi düşünüyoruz ama son tahlilde Veronika hayatının her gün aynı olmasının sebebini kendine bağladı. İçimize dönerek şöyle diyebiliriz: eğer biz de Veronika gibi hayatımızın her gün aynı olmasından şikayet ediyorsak bunun sebebi biz olabilir miyiz?
...
GEVEZE:
Kitabının kapağına: ‘’kafamızın içindeki dırdırcı ses’’ diye bir not düşüyor yazar. Bu not insanda bir merak duygusunun oluşmasına sebep olup, ne anlatacağını merak ettiriyor ve akıllara şöyle bir soru getiriyor: ‘’Acaba kendimden bir şeyler bulabilecek miyim? ‘’ aslında kitabın bizlere neler anlatacağıyla ilgili bir ipucu veriyor ve okuma isteği oluşturuyor. Ve kendimizden bir şeyler aramaya başlıyoruz.
Evet, şimdide biraz kitabın içeriğinden bahsedelim: Kitap yazarın başına gelen ve onu kendi alanında uzman bir bilim insanı olmasına rağmen, kontrolü nasıl kaybettiğini anlattığı trajik hikâyesiyle başlıyor. İşte tüm bu hikâye üzerinden başlayarak yazar; zihnimizde durmadan konuşan ve bizi rahatsız eden iç sesimizin bizler üzerindeki olumsuz etkilerden bahsediyor. Bunla ilgili bilimsel çalışmalardan ve kişisel yaşanmışlıklardan bahsedip durumun ne kadar önemli olduğun anlamamızı sağlıyor.
Daha sonra bu sorunla ilgili yapabileceğimiz ve bilimsel olarak test edilmiş veriler ışığında beli başlı önerilerde bulunuyor. Kitabı okuduğum süreç boyunca gerçekten kendimden bir şeyler bulabildim. Dırdırcı iç sesi susturmak için önerdiği bazı yöntemleri farkında olmadan yapığımı fark ettim. Oysa ben tüm bunları yaparken içimdeki sıkıntıyı ve stresi bastırma çalıştığımın farkında bile değildim. Bu kitap bana kendi hakkımda bir şeyler fark etmemi sağladı ve kendimi tanımam noktasında verimli oldu.
Kitabın içeriğinden çok yüzeysel bahsettiğimin farkındayım. Ama şunu söyleye bilirim ki: eğer sizde içinizde bir sesin olduğunu ve onun sizi rahatsız ettiğini düşünüyorsanız ve bunun ne olduğunu anlamak ve bun için bir şeyler yapmak istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.