Tüm kadınlar aklımı karıştırıyordu. Hayatlarını sürdürürlerken akıllarından neler geçtiğini anlamaya çalışmak, bir solucanın düşüncelerini okumaya çalışmaktan daha karmaşık, daha zahmetli ve daha rahatsız ediciydi.
Benim de övünülebilir biri olduğumu, olabileceğimi ilk kez o zaman anlamıştım. Kendime güveni ilk kez o zaman, Mahir ustanın basık tavanlı; içyağı, kandil, is kokan küçük dükkânında tatmıştım. Şimdi yaptığım her başarılı işten sonra gözümün önüne babamın o ağız dolusu gülen yüzü gelir. Gözlerim ıslanır; ağlayamam.
Öldüğümü düşünürüm. Bu düşte beni kendi ölümümden çok, ölümümü duyan arkadaşlarımın, tanıdıklarımın, dostlarımın tepkileri ilgilendirir. Onların ilk tepkileri, ilk üzüntüleri, şaşkınlıkları. O denli kaptırırım ki kendimi bu düşe, bu düşün gerçekliğine, bir zaman sonra ölmekten bile vazgeçer, neşelenmeye başlarım. Başlardım. Sanki onların tepkileri beni yeniden hayata bağlardı.