Ama şu an bu tuhaf yaratıkları -Hintlileri- izlerken bu insanların bir biçimde benim insanlarım olduğunu, bütün yaşamımın bu gerçeği inkar ederek ya da ondan kaçarak geçtiğini de biliyordum. bir yandan da sanki yarım yokmuş ya da düşmanlarımla, Hintlileri kendilerine benzetmek isteyen beyazlarla, iş birliği yapıyormuş gibi utanıyor, kendim eksik hissediyordum.
Evet, ruhları var ama bu feci ırkçılığın nedeni onların bu kadar pis, kaba görünüşlü, yol yordam bilmez olmaları. İngilizlere öyle tuhaf gelen giysiler giyiyorlar ki, türbanları filan yani, kabul görmek için İngilizler gibi davranmalı, o pis köylerini akıllarından atmalılar! Ya buralı ya oralı olmaya karar vermeliler!
Otururken barların bu kadar kasvetli olması şart mı acaba, diye düşündüm, koyu renk tahtalardan yapılması, mobilyaların ağır ve rahatsız olması, insanın içerinin tozu dumanında dört-beş metre ötesini zor göreceği kadar loş ışıklı olmaları şart mıydı yani?