Reyhan

Çok çabuk vazgeçmenin tehlikeli ol­duğunu öğrendim; mükemmeliyete bir yemin sayesinde ulaşıldı­ğına inanmaktan vazgeçtim. Bilgelik, tıpkı hayat gibi, sürekli ilerlemelerden, yeniden başlamalardan, sabırdan müteşekkil gibi göründü bana. Daha yavaş bir iyileşme daha sağlam olur diye dü­şündüm.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yakınlığı yalnızca belli minnet ve rahatlama dakikalarında değil, hiçbir se­vinç fikriyle ilişkilendirmediğim kişilere karşı da duydum. Ses­sizce yaşadım bu yakınlığı, çünkü esinleyenler anlayamazdı onu; anlamaları da şart değil zaten.
Beni yanıltan tam da bu incelikler oldu. Kırılganlıktan başka bir şey olmayan şeyi fazilet sandım, ve eğer oyuncuları da­ha güzel olmuş olsalardı kaderin beni tanık ettiği sahne, şüphesiz beni çok daha az sarsardı.
Kınanacak davranış­lar olarak yargıladıkları davranışların, çoğu insan davranışı gibi hem basit, hem de kendiliğinden olabileceğini düşünmezler. Su­çu kötü örneğe, ahlak bozukluğunun başkalarına bulaşmasına atar ve sadece açıklamanın zorluğundan kaçmış olurlar. Doğanın sanıldığından daha çeşitli olduğunu bilmezler; bilmek istemezler çünkü verip veriştirmek düşünmekten daha kolay gelir onlara. Saflığı överler; saflığın ne kadar bulanıklık ihtiva edebileceğini bilmezler; en çok da kabahatin saflığından habersizdirler.
Beni endişelendiren tam da bu. Çünkü, eğer ya­nılıyorsam, ne açıdan yanıldığımı bilemiyorum,