Atalay Tarı

Atalay Tarı
@Mr_Pict
Öğrenci
Üniversite
İstanbul
Antalya, 27 Nisan
2 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
“Ahmaklar!” diye güldü Bard, “Dağ’ın kolunun altından geliyorlar! Madenlerde savaşmak hakkında ne bilirlerse bilsinler, yerüstünde savaşmayı anlamıyorlar. Artık sağ taraflarındaki kayalara gizli bir sürü okçu ve mızrakçımız var. Cüce zırhı iyi olabilir ama yakında onlara çok iş düşecek. Şimdi, tamamen dinlenmelerine izin vermeden iki yandan üstlerine saldıralım!” Ama Elf Kralı, “Altın uğruna bu savaşa başlamadan önce uzun süre oyalanacağım,” dedi. “Cüceler biz çekilmedikçe aramızdan geçemez, bizim fark edemeyeceğimiz bir şey de yapamaz. Barışı tesis edecek bir şeyi ümitle beklemeye devam edelim. Sonunda talihsizlik eseri yumruk yumruğa geleceksek, sayısal üstünlüğümüz yeterli olacaktır.”
Sayfa 308 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
“Bu Thrain’in Arkentaşı,” dedi Bilbo, “Dağ’ın Yüreği, aynı zamanda Thorin’in de yüreğidir. Ona bir nehir dolusu altından daha fazla önem verir. Pazarlık konusunda size yardımı olacaktır.” Ardından Bilbo bir ürpertiyle, özlem dolu bir bakışla da olsa, muhteşem taşı Bard’a verdi, Bard da taşı elinde büyülenmiş gibi tuttu. “Ama bu nasıl senin oluyor da veriyorsun?” diye sordu nihayet büyük bir çaba sarf ederek. “E, şey!” dedi hobbit rahatsız bir halde. “Tam olarak benim değil ama şey, ben hakkıma saymaya razıyım, anlarsın ya. Hırsız olabilirim –öyle söylüyorlar, gerçi ben kendimi hiç hırsız gibi hissetmedim– ama aşağı yukarı dürüst bir hırsız olduğumu sanıyorum. Her neyse, şimdi geri dönüyorum ve cüceler bana istediklerini yapabilirler. Taşın işinize yarayacağını umarım.” Elf Kralı, Bilbo’ya yeni bir hayranlıkla baktı. “Bilbo Baggins!” dedi. “Elf prenslerinin zırhını giymeye, içinde daha hoş görünen pek çoğundan daha layıksın. Ama Thorin Meşekalkan’ın böyle düşüneceğini sanmam. Belki de benim cüceler hakkında senden daha fazla genel bilgim var. Sana bizimle kalmanı tavsiye ederim, burada onurlandırılacak ve üç kat hoş karşılanacaksın.”
Sayfa 301 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Ertesi sabah erkenden bir bölük mızrakçının nehri geçip vadiden onlara yaklaştığı görüldü. Yanlarında Elf Kralı’nın yeşil sancağını ve Göl’ün mavi sancağını taşıyorlardı ve kapıdaki duvarın tam önüne gelip durdular. Thorin bir kez daha onları yüksek bir sesle selamladı: “Dağaltı’nın Kralı Thrain oğlu Thorin’in kapılarına savaşa gider gibi silahlanarak gelen kimdir?” Bu defa bir cevap aldı. Saçı siyah, yüzü sert, uzun boylu bir adam öne çıkıp seslendi: “Selam sana, Thorin! Neden haydutlar gibi kendini bu kaleye kapattın? Henüz düşman değiliz ve seni ümit etmiyorken canlı bulduğumuza seviniyoruz. Burada yaşayan kimsenin olmadığını sanıyorduk ancak artık burada olduğumuza göre bir pazarlık, bir de toplantı gerekiyor.” “Sen kimsin, neyin pazarlığını yapacaksın?” “Benim adım Bard ve ejderhanın ölümü ve hazinenizin kurtuluşu benim elimden oldu. Bu sizi ilgilendiren bir mesele değil mi? Üstelik Dale’li Girion’un haklı vârisiyim ve defineniz onun salonları ve kasabalarının Smaug tarafından çalınan hazinesinin büyük bölümüyle karışmış durumdadır. Bu konuşabileceğimiz bir konu değil mi? Dahası, son savaşında Smaug, Esgaroth insanlarının meskenlerini yok etti, ben de henüz onların efendisinin bir hizmetkârıyım. Onun namına konuşmak ve halkının kederi ve sefaletini düşünüp düşünmediğini sormak isterim. Onlar zor zamanınızda size yardım eli uzattılar, bunu ise, şimdiye kadar kasten olmadığından şüphe duymasak da, sadece yıkımla ödediniz.” Şimdi bu sözler mağrur ve sert bir tavırla söylenmelerine rağmen adil ve hakikatli sözlerdi ve Bilbo, Thorin’in hemen sözlerin haklılığını teslim edeceğini sandı.
Sayfa 292 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu

Atalay Tarı

, bir kitap okudu
8/10
·336 syf.·
18 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 23:59
·
2026 2. kitabı
J. R. R. Tolkien
8.9/10 · 17,2bin okunma
Elf Kralı kendi ulaklarından ve halkını çok seven kuşlardan haberler almıştı ve olanların büyük bölümünü zaten biliyordu. Ejderha’nın Harabeleri’nin sınırlarında yaşayan tüm kanatlı canlılar arasındaki kargaşa sahiden çok büyüktü. Hava çember çizen sürülerle doluydu ve hızlı uçan ulakları havada sağa sola uçuşuyordu. Ormanın sınırlarının üzerinde ıslıklar, feryatlar ve cıvıltılar vardı. Zira haberler Kuyutorman’ın ıraklarına yayılıyordu. “Smaug öldü!” Yapraklar hışırdıyor ve irkilen kulaklar havaya dikiliyordu. Daha Elf Kralı yola çıkmadan haberler batıda ta Dumanlı Dağlar’ın üzerindeki çam ormanlarına varmıştı: Beorn olanları ahşap evinde duymuştu ve goblinler mağaralarında meclislerini toplamıştı. “Korkarım bu Thorin Meşekalkan’dan alacağımız son haber olacak,” dedi Kral. “Konuğum olarak kalsa daha iyi ederdi. Yine de bu kimseye iyilik getirmeyen, fena bir rüzgâr,” diye ekledi. Zira o da Thror’un servetinin efsanesini unutmamıştı. Bard’ın ulaklarının onu çok sayıda mızraklı asker ve okçuyla birlikte yürürken bulması böyle olmuştu; kargalar başının üzerinde toplanmıştı, zira o yörelerde çağlardır görülmemiş bir savaşın yeniden uyandığını düşünüyorlardı. Ama Kral Bard’ın yakarışlarını duyunca insafa geldi, zira o iyi ve sevecen bir halkın kralıydı, böylece başlangıçta doğruca Dağ’a yürüyen askerlerini hızla Uzun Göl’e yöneltti. Bu orduya yetecek kadar teknesi veya salı yoktu, yürüdükleri için daha yavaş ilerlemek zorunda kalmışlardı ama su yoluyla çok miktarda erzağı önceden gönderdi. Yine de elfler çevikti ve o günlerde orman ile göl arasındaki bataklıklara ve tehlikeli araziye alışık olmamalarına rağmen, ilerlemeleri hızlıydı. Ejderhanın ölümünden sadece beş gün sonra kıyılara vardılar ve kasabanın yıkıntısına baktılar. Bekleneceği gibi hoş karşılandılar ve
Sayfa 283 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Reklam