Atalay Tarı

Atalay Tarı
@Mr_Pict
Öğrenci
Üniversite
İstanbul
Antalya, 27 Nisan
2 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
“Bay Baggins!” diye haykırdı. “İşte ödülünüzün ilk taksidi! Eski paltonu çıkar da bunu giy!” Bunun üzerine Bilbo, uzun zaman önce genç bir elf prensi için yapılmış, örme zırhtan küçük bir yelek giydi. Elflerin mithril dediği, gümüş-çelikten yapılmıştı ve onunla takım inciler ve kristallerle süslü bir de kemeri vardı. Hobbitin başına alttan çelik kasnaklarla güçlendirilmiş ve kenarı beyaz mücevherlerle süslenmiş desenli meşinden hafif bir miğfer yerleştirildi. “Kendimi muhteşem hissediyorum,” diye düşündü, “ama epey saçma görünüyor olmalıyım. Tepe’de olsam evdekiler bana nasıl da gülerdi! Yine de keşke el altında bir ayna olaydı!”
Sayfa 268 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Yaşlı Smaug yorgun ve uykuda,” diye düşündü. “Beni göremez ve duyamaz. Neşelen, Bilbo!” Ejderhaların korku duyusunu unutmuş ya da hiç duymamıştı. Ejderhaların kuşkulu olduklarında uyurken tek gözlerini yarı yarıya açık tutup etrafı gözledikleri de acayip bir gerçektir. Bilbo bir kez daha girişten başını çıkarıp baktığında, görünmeyen bir buhar soluğundan öte ses çıkaramayan, neredeyse cansız ve karanlık görünen Smaug kesinlikle uykuda gibiydi. Bilbo ayağını zemine atacakken, Smaug’un sol gözünün sarkık kapağının altından ince ve delici bir kızıl ışık huzmesi gözüne ilişti. Ejderha sadece uyuyormuş gibi yapıyordu! Tünel girişini izlemekteydi! Bilbo aceleyle geri döndü ve yüzüğünün büyüsüne rahmet okudu. Derken Smaug konuştu. “Eh, hırsız efendi! Kokunu alıyor ve havanı hissediyorum. Nefesinin sesini duyuyorum. Gel yanıma! Yine bir şeyler al, burada fazla fazla var!” Ama Bilbo ejderha irfanı bakımından o kadar da cahil değildi ve Smaug onu yanına bu kadar kolay çekebileceğini sanıyorsa, bu onu hayal kırıklığına uğratırdı. “Teşekkür ederim, almayayım, Ey Heybetli Smaug!” diye yanıt verdi. “Hediye almak için gelmedim. Amacım sadece sana bir bakmak ve sahiden öykülerin dediği kadar büyük olup olmadığını görmekti. Bu öykülere inanmıyordum.” “Artık inanıyor musun?” diye sordu, söylenenlerin tek kelimesine dahi inanmasa da gururu okşanmış olan ejderha. “Şüphesiz ki şarkılar ve öyküler gerçeği anlatmak konusunda da hepten kifayetsiz kalıyor, Ey Felaketlerin En Başı ve Büyüğü Smaug,” diye yanıt verdi Bilbo.
Sayfa 250 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
İşte bu noktada Bilbo durdu. Buradan sonra yola devam etmek yaptığı en cesur şeydi. Sonraları olan muazzam şeyler bununla kıyaslanamazdı bile. Asıl savaşı, onu bekleyen büyük tehlikeyi daha görmemişken tek başına verdi. Her halükârda kısa bir duraklamanın sonunda yoluna devam etti ve tünelin sonuna, yaklaşık olarak yukarıdaki kapıyla aynı boy ve şekildeki açıklığa gelişini gözünüzde canlandırabilirsiniz. Açıklığın içinden hobbitin ufak kafası uzanıp dışarı baktı. Önünde kadim cücelerin, Dağ’ın tam kökündeki en düşük kotlu mahzeni veya zindan-salonu uzanıyordu. Hemen hemen karanlık olduğundan büyük genişliği ancak hayal meyal tahmin edilebiliyordu ama kayalık zeminin ona yakın tarafından büyük bir parıltı yükseliyordu. Smaug’un parıltısı! Dev kızıl-altın ejderha orada, derin bir uykuda yatıyordu; çenesi ve burun deliklerinden bir gümbürtü ve duman demetleri çıkıyordu ama uykuda olduğundan ateşleri sönüktü. Altında, kol ve bacaklarının, kıvrılmış dev kuyruğunun altında ve dört bir yanında, görünmeyen zemine yayılan sayısız yığın halinde değerli şeyler vardı, işlenmiş ve işlenmemiş altın, değerli taşlar ve mücevherler ile al ışıkta kızıla boyanmış gümüş. Smaug, kanatlarını uçsuz bucaksız bir yarasa misali toplayarak ve kısmen bir yana dönerek yattığından hobbit vücudunun alt kısımlarını ve pahalı yatağında uzun zamandır yatmaktan değerli taşlar ve altın parçacıklarıyla kaplanmış uzun ve açık renkli göbeğini seçebiliyordu. Arkasında, duvarların en yakın olduğu yerde asılı zırh takımları, miğfer ve baltalar, kılıçlar ve mızraklar görülebiliyordu ve orada tahmin edilemeyecek bir servetle dolu büyük kavanozlar ve kaplar sıralar halinde dizilmişti.
Sayfa 243 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Elfler tutsaklarını köprünün karşı tarafına ittiler ama Bilbo geride durakladı. Mağara ağzının görüntüsünden hiç hoşlanmamıştı ve tam dostlarını yarı yolda bırakmamaya karar verdiği anda, Kral’ın koca kapıları arkalarında bir çınlamayla kapanmadan önce son elflerin arkasından kendini içeri atmayı başardı. İçeride geçitler kızıl meşale ışığıyla aydınlanmıştı ve elf muhafızlar dönen, birbirini kesen, yankılı patikalarda uygun adım yürürken şarkılar söylemekteydi. Patikalar goblin şehirlerindekilere benzemiyordu; daha küçüktüler, yeraltındaki derinlikleri daha azdı ve daha temiz havayla doluydular. Sütunları yaşayan taşlardan yontulmuş büyük bir salonda Elf Kralı ahşap oyma bir koltukta oturmaktaydı. Başında küçük meyveler ve kızıl yapraklardan bir taç vardı çünkü güz yine gelmişti. Baharda orman çiçeklerinden bir taç takardı. Elinde meşeden oyma bir asa tutuyordu.
Sayfa 198 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Ziyafetteki kişiler elbette orman elleriydi. Bunlar kötü bir ahali değildir. Bir kusurları varsa, yabancılara güvenmemeleridir. Büyüleri güçlü olsa da, o günlerde bile ihtiyatlıydılar. Batı’nın Yüksek Elfleri’nden farklı, daha tehlikeli ve daha az bilgeydiler. Zira çoğunun (tepelere ve dağlara dağılmış hısımlarıyla birlikte) soyu Batı’da Faerie’ye hiç gitmemiş, kadim kabilelere dayanıyordu. Işık-elfleri, Derinlik-elfleri ve Deniz-elfleri oraya gittiler ve çağlarca orada yaşadılar, daha güzel, daha bilge, daha ârif oldular, büyülerini ve latif ve fevkalade şeyleri yapmak konusunda ustalıklı zanaatlarını icat ettiler, sonra bazıları Engin Dünya’ya döndü. Engin Dünya’da Orman-elfleri bizim Güneş ve Ay’ımızın alacakaranlığında var olmayı sürdürdüler ama en çok yıldızları sevdiler ve artık yiten diyarlarda boy veren ulu ormanlarda gezindiler. Çoğunlukla istediklerinde avlanmak veya ayın ya da yıldızların ışığında açık toprakları at sırtında veya koşarak aşmak veya avlanmak için kaçabildikleri orman sınırlarını mesken edindiler ve İnsanların gelişinden sonra, akşamın ve şafağın alacasına daha da çok çekilir oldular. Yine de elftiler ve hâlâ da öyledirler, bu da İyi Kimseler demektir.
Sayfa 194 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu