“Yaşlı Smaug yorgun ve uykuda,” diye düşündü. “Beni göremez ve duyamaz. Neşelen, Bilbo!” Ejderhaların korku duyusunu unutmuş ya da hiç duymamıştı. Ejderhaların kuşkulu olduklarında uyurken tek gözlerini yarı yarıya açık tutup etrafı gözledikleri de acayip bir gerçektir.
Bilbo bir kez daha girişten başını çıkarıp baktığında, görünmeyen bir buhar soluğundan öte ses çıkaramayan, neredeyse cansız ve karanlık görünen Smaug kesinlikle uykuda gibiydi. Bilbo ayağını zemine atacakken, Smaug’un sol gözünün sarkık kapağının altından ince ve delici bir kızıl ışık huzmesi gözüne ilişti. Ejderha sadece uyuyormuş gibi yapıyordu! Tünel girişini izlemekteydi! Bilbo aceleyle geri döndü ve yüzüğünün büyüsüne rahmet okudu. Derken Smaug konuştu.
“Eh, hırsız efendi! Kokunu alıyor ve havanı hissediyorum. Nefesinin sesini duyuyorum. Gel yanıma! Yine bir şeyler al, burada fazla fazla var!”
Ama Bilbo ejderha irfanı bakımından o kadar da cahil değildi ve Smaug onu yanına bu kadar kolay çekebileceğini sanıyorsa, bu onu hayal kırıklığına uğratırdı. “Teşekkür ederim, almayayım, Ey Heybetli Smaug!” diye yanıt verdi. “Hediye almak için gelmedim. Amacım sadece sana bir bakmak ve sahiden öykülerin dediği kadar büyük olup olmadığını görmekti. Bu öykülere inanmıyordum.”
“Artık inanıyor musun?” diye sordu, söylenenlerin tek kelimesine dahi inanmasa da gururu okşanmış olan ejderha.
“Şüphesiz ki şarkılar ve öyküler gerçeği anlatmak konusunda da hepten kifayetsiz kalıyor, Ey Felaketlerin En Başı ve Büyüğü Smaug,” diye yanıt verdi Bilbo.