...
“Ben bilimsel şekilde ispatlanmayan hiçbir şeye inanmam” diyen bireyler üzerinde dahi yapılan araştırmalarda, olayın hiç de öyle olmadığı ve bu yetişkinlerin dahi “bilimsel ispatı olmayan durumlara inandığı ve çekinceler duyabildiği” gözlemlendi.
Araştırmaları aktarmadan önce daha iyi anlaşılması açısından birkaç basit örnek verelim. Birçok kişi partneri tarafından sevildiğine inanır. Bu inancını gösterecek bilimsel bir delili yoktur, belki de partneri onunla aylar veya yıllardır oyun oynuyor. Fakat kişi, “elindeki sevgiyi gösteren deliller” üzerinden “sevildiği” fikrine sahip olur.
Kimse karısını/kocasını, kendisini gördüğünde ne denli dopamin hormonu salgıladığını ölçmeye götürmez. Ve kimse bu insanlara “bilimsel olarak ispatlanmadığı halde sevildiğine inanıyorsun, demek ki sen bilim dışı birisin!” demez. İşte tanrı inancı da böyledir. Eldeki verilen üzerinden çıkarılan bir sonuçtur, “inanç” kelimesi sebebiyle bilim dışılıkla itham edilemez.
Diğer bir örnek de, aramızdaki insanların %99’unun, hiçbir dna testi görmemesine rağmen, hayat boyu babasının kendi gerçek babası olduğuna inanmasıdır. Aramızdaki bütün insanlar elbette babasına benzemiyor. Sadece o şekilde olduğunu “düşünüyor”. Aynı kişi ise başka bir yerde gelip “ben tanrıya inanmam, hayatım boyunca delili olmayan hiçbir şeye inanmadım” fikrini bilim diye sunmaya çalışıyor, orası ayrı.
İşte bu yetişkinler üzerinde bu gerçeği gösteren, yani “ben bir şeye inanmam” diyen yetişkinlerin dahi “farklı” şeylere inandığı ortaya koyuldu:
Bristol Üniversitesinden Profesör Hood, ateistlerin dahi katil birinden organ naklini istemediklerini gösterdi. Oysa organ naklinin karakteri etkileyeceğine dair hiçbir bilimsel çalışma yok. Fakat burada ateistlerin “katilin organını almak iyi bir şey değildir” gibi bilim ile