İyi ve kötünün bu kadar çabuk suret değiştirmesine hayret ediyordum.Hayat dediğimiz bu dikenli bahçede, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, iyi ve kötü böylesine kaypak olabilir miydi? Bugün ayıpladığımız kabahat nasıl yarın birdenbire alkışladığımız bir erdem haline gelebilirdi?
Şimdi yıllar sonra, bir zamanlar adına "evimiz" dediğimiz bu eski binanın ağır kadife perdelerle zırhlanmış salonunda, babamın vaktiyle meşhur bir Yahudi ustaya yaptırdığı ceviz masanın başında, sana bu mektubu yazarken, ne tesadüf ki polis radyosunda kürdili hicazkâr bir Münir Nurettin çalıyor. "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın." Aklım hep eskilere gidiyor. Benim şaşkın aklım zaten oralardan dönmeyi hiç beceremedi ki...