Oysa düşlerim yoktu benim. Gerçeklere katlanmaya hazırdım. Ne var ki, gerçeklerimle baş başa bırakmıyorlardı Nevin bile... Hayatımı bölüşmek istiyordu. Bölüşerek bana yardım etmek istiyordu. Ama o zaman bana ne kalırdı? Hepsinin, her şeyin bedelini ödemiştim. Odalarda yalnız kalmayı göze alarak. Ya da kalabalıkları, gürültüleri suskumla göğüsleyerek. Kimseyle bölüşecek sıkıntım ya da sevincim yoktu.
Belki de yalnızca insanlarla konuşmayı sevmiyorum. Çünkü biliyorum; yaşama küskün, kırgın ölmüş bir yazarın dediği gibi, insanlar '' Bizim gerçeklerimizi değil, kendi yalanlarını söylerler'' durmaksızın
Evet, ben kimseler tarafından görülmem. Yalnızlığım, koyu bir sis gibi bedenimi sarıp sarmalıyor demek ki. Ya da şimdilik insanları korkutacak kadar yalnız değilim. Gerçek bir yalnızın ürkek, yabanıl bakışlarıyla bakmıyorum hala
Acı acı gülmek geliyor içimden. Onca savaş kahramanının yaşam öykülerini, anılarını okuyan ben, sonunda yenilgilerimi mi yazacaktım? Yenilgi... Bu sözcük, ağzımdan nasıl çıktı? Yaşamımın bir zafer olmasını isteyecek, umacak kadar kendimi beğenmiş değilim. Yaşamım başarılı olmuş, olmamış ne ayrımı var? Gene de burukluk duymuyor değilim. Baş ağrısına benzeyen sıkıntılı bir hüzün ya da. Geçip giden günlerimin ve şu saatimin bulanıklığını duyuran... Bir beklediğim mi vardı yoksa? Herkes gibi yaşamının bir anlamı bir olduğunu sanıyordum da bir boşluğa mı düşüverdim?