Mustafa Aydemir

Mustafa Aydemir
@MstAydmr
İstanbul
29 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ya Allah bu dini hakim kılar,yahut ben bu uğurda ölürüm.
Hz. Muhammed, sadece malını, imkanlarını, vaktini değil canını da inandığı davası için ortaya koymaktan kaçınmadı; ölüm tehditleri ve tehlikesi onu yolundan saptırmadı. Kadı Abdülcebbar, onun bütün toplumuna canı pahasına karşı çıkmasını şöyle anlatmaktadır: “Onlar, develerini ve atlarını ayıplayan kimseye bile sessiz kalamazlarken, ilahlarını, babalarını ve akıllarını ayıplayan ve dinlerinin sapık olduğunu söyleyen kimseye nasıl sessiz kalsınlar?”88 O, toplumunun onu öldürme tehlikesini göze alarak, çevresinde çok az kişi varken onlara kafa tuttu. Medine’ye göç ettikten sonra ise savaşarak kendisini ve yanındakileri yok etmek isteyenlere karşı ön cephede savaştı. “Ben Peygamberim; siz savaşın, ben size cephe gerisinden emirlerimi ileteceğim” demedi; eğer öyle deseydi hiç şüphesiz böyle bir emri kabul edip uygulayacak birçok Müslüman vardı. “Allah seni insanlardan koruya- caktır” (5-Maide Suresi 67) vaadine inandı, çünkü ilk başta o, insanlara ulaştırdığı mesajın Allah’ın vahyi olduğunu biliyordu. Savaşın en zor anlarında, yanındaki arkadaşlarının bir kısmı arkalarını dönüp kaçarlarken, yüksek bir cesaret ve fedakarlık örneği göstererek ön saflarda çarpışıyor ve onları arkalarından çağırıyordu. Nitekim şu Kuran ayeti böyle bir durumu anlatmaktadır: “Hani Peygamber arkanızdan çağırırken kimseye bakmadan kaçarak uzaklaşıyordunuz” (3-Ali İmran Suresi 153). Kısacası o davası için sahip olduğu her şeyi ortaya koyduğu gibi canını ortaya koymaktan da kaçınmadı. Bu da, menfaati için yalan söyleyen birisinden değil, davasına gönülden inanan bir insandan beklenecek bir eylemdir. Eğer bir kimse gerçekten “Allah’ın elçisi” ise ondan beklenecek davranışlara Hz. Muhammed’in hayatı boyunca sergilediği davranışlar son derece uygundur.
Şartlar Değişti ama Hz.Muhammed değişmedi !
“Şartlar değişti ama Allah’ın elçisi değişmedi. Zaferde ve yenilgide, güçlü zamanda ve sıkıntılı zamanda, zenginlikte ve yoksullukta, aynı kişiydi, aynı karakteri sergiledi. Allah’ın bütün adetleri ve yasaları gibi Allah’ın peygamberleri değişmezdir.” Kazanılan zaferlerin imkanlarıyla kendisine ve ailesine büyük malikaneler, saraylar yaptırmadı. Hasırda uyudu, lüksten nefret etti, odasını süpürdü, cami inşaatında taş taşıdı, herkes gibi giyindi, kıyafetini yamadı, etrafındaki insanlar ne yiyorsa onu yedi.85 “Ben melik değilim; sadece sizden biriyim”86 diyerek sıradan yaşamı benimsedi. Davasını hiçbir zaman için dünyevi çıkarları elde etmek için bir araca dönüştürmedi. “Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır” (20-Taha Suresi 131) ayetinin gereği olarak, dünyevi menfaatleri elde etmek hiçbir zaman amacı olmadı. Çok sıradan yöneticiler bile birçok ortamda hemen fark edilirken, kendisinin peygamber olduğuna inanan arkadaşlarının yanında o kadar sade bir hayat tarzı benimsedi ki, o topluluğa girip de onu tanımayanlar “Hanginiz Muhammed” diye sordular.
Oysa Hz. Muhammed, anlamlı ve insanlarda değişim oluşturacak düzeyde etkili konuşmasıyla ünlüdür.
Hz Muhammed ve Sıfır Noktası
Hz. Muhammed peygamberlik vazifesine başladığında ciddi bir ekonomik güce sahip olarak da vazifesine başlamadı. Ne kendisinin sahip olduğu büyük bir serveti vardı ne de baş- langıçta onu zengin bir bütçeyle destekleyen birisi mevcuttu. Eşi Hz. Hatice ile beraber gerçekleşen ticari faaliyetlerinden gelen bir birikim vardı ama bu birikim; ordular kurabilecek, insanları satın alabilecek bir büyüklükten çok uzaktı. Ayrıca peygamberlik vazifesine başladıktan kısa süre sonra başlayan Mekke’deki boykotta ekonomik açıdan oldukça zor bir dö- nem geçirdi. Zaten Arap yarımadasında (özellikle sahil kesi- minin dışındaki yerlerde) ciddi bir zenginlik yoktu. Nitekim bu bölge ekonomik büyüklüğü açısından o kadar değersizdi ki, her yeri işgal eden Roma İmparatorluğu burayla ciddi şe- kilde ilgilenmemişti. Kısacası diğer hususlarda olduğu gibi ekonomik açıdan da çok düşük bir seviyeden başladı.