Sana ibret gerekse, gel, gör bu mezarları
Taş olsan erirsin, bakıp görünce bunları
Malları çok olan vardı; gör ne oldu halleri?Sonuçta bir gömlek giymişler, yok yenleri
Hani mülke "Benim" diyen, köşk saray beğenmeyen?
Şimdi bir evde yatarlar; taşlar olmuş sütunları
Bunlar eve girmez; zahidlik, ibadet etmez
Bu beyliği bulmazlar; çünkü geçti devranları
Hani o şirin sözlüler, hani o güneş yüzlüler?
Kaybolup gitmiş bunlar; hiç belirmez izleri
Bunlar bir vakitler beydi; kapıcıları vardı
Şimdi bak, bilemezsin bey hangisi, kul hangisi?
Ne girilecek kapı var ne yenecek yemek var
Ne görülecek ışık var; gece olmuş gündüzleri
Yunus! Bir gün senin de benim gibi dediklerin kalır
Bunları nasıl ettiyse, bir gün seni de eder böyle
Yokluktan geridedir nicelerinin varlığı
Bunca varlık varken gitmez gönül darlığı
Batmış dünya malına; bakmaz ölüm haline
Kavuşmuş Karun malına; bu nasıl iş zorluğu?
Bu dünya kime kaldı? Kimi berhürdar etti?
Süleyman'a kalmadı onun berhürdarlığı
Süleyman zembil ördü; kendi emeğini yerdi
Onunla buldu onlar berhürdar olmayı
Gel şimdi miskin Yunus; neyin varsa yola harca
Gördün; elinden gider bu dünyanın varlığı
Malın çoksa, paşam, eşin dostun paylaşır
Götürürler seni mezara; görürsün mezarın darını
Seni mezarında bırakırlar, "Yerin mübarek!" derler
Üstüne tez tez dökerler bu dünyanın taşını toprağını
ilim okumak, öğrenmek kendini bilmektir
Sen kendini bilmezsen, bir hayvandan betersin
ilim okumanın manası ibret dersi çıkarmaktır
ibret almıyorsun; görmeden taş atarsın