Ebu’l-Ferec Abdurrahman bin Ali (rah.), Saydü’l-Hâtır isimli eserinde buyuruyor ki:
“İnsanlara bakıp hâllerini düşündüm, ekserisini zararda gördüm. Kimisi gençliğini türlü günahlarla geçirmekte, kimisi dünyevî lezzetlerle devamlı meşgul olmakta idiler. Kimisi de ilim tahsilinde çok gayretliydi. Her insan, yaşlandığında geçmişte işlediği hatalara, elinden kaçan faziletlere hayıflanıyor. Eğer yaşlı kimseye günahları bırakmak nasip oldu ise daha önce işlediklerine üzülüyor. Eğer gafletten uyanmak nasip olmadıysa böyleleri de yaşlılıktan dolayı, dünya lezzetlerini elinden kaçırdığı için üzülüyor.
Ömrünü, gençliğini ilim yolunda harcayan kimse ise yaşlılık zamanında, güzel bir hâl içerisinde bulunuyor. Ektiklerini hasat eden bir çiftçi misali, gençliğinde öğrendiği ilmin semeresini görüyor, ilminden kendisi istifade ettiği gibi insanlara da faydalı oluyor. Elinden kaçırdığı dünyalık lezzetlere üzülmüyor. Zira o, ilim lezzetine nâil oluyor. İlmiyle işlediği ameller, ona manevî zevk veriyor. Akrabalarımdan, ömrünü dünyalık kazanmak peşinde geçirenlerle kendimi mukayese ettim. Ben, çocukluğumu ve gençliğimi ilim tahsiline sarf etmiştim. Hâlbuki elime geçtiğinde pişman olacağımı bildiğim şeyler dışında, onların kavuştukları her türlü nimete nâil olduğumu gördüm. Hâlime baktığımda yaşayışımın daha geniş, halk arasında makamımın daha itibarlı olduğunu gördüm.
Eğer (iblis tabiatlı birisi): ‘Peki, ya yorulduğun ve uykusuz kaldığın geceleri niçin anmıyorsun?’ derse, derim ki: ‘İlim tahsilinin lezzetini alan kimse, bu uğurda çektiği sıkıntıları hissetmez, talebeye, bunlar baldan tatlı gelir. İlmin lezzeti, çekilen her türlü acıyı bastırır. Ben, gençliğimde ilim tahsil ettiğim vakitlerde, yemek için ancak kuru bir parça ekmek bulabilirdim. Onu da bir nehir kenarına gidip su ile