şimdi kapı çalsa. takım elbiseli bir adam "hadi gidiyoruz" dese "nereye? ne oluyor?" dememle kendimi fiyakalı bir limuzinin içinde bulsam. limuzin beni havaalanına bıraksın, oradan uçakla İstanbul'a. ama hâlâ neler olduğunu bilmesem. sonra "stüdyoya gidiyoruz" deseler. bi giriyorum içeri: Kobra Murat, Lapsekili Tayfur, Sulukuleli İplikçi Cemilin picleri ve tersoluktan nasibini almış tüm romanlar&cinganlarla sabaha kadar çalıp oynasam, içsem, mutluluktan kim olduğumu unutsam. sonra sızsam. bi uyanıyorum, evimdeyim, dün gece yaşanmış ve kimselerin haberi olmamış.
Diğer insanları methederken ya da karalarken kibirle seslerini yükseltenlerin kendi yataklarında, kendi sofralarında neler yaptığını, nelerden kaçındıklarını, neyin peşinde olduklarını, elleri ya da ayaklarıyla değil de dürüstlük, saygınlık, hakikat, kanun iyi bir koruyucu ruh gibi en kıymetli parçalarıyla nasıl hırsızlık ve yağma yaptıklarını unuttun mu?