Tarihsel determinizmin kaba öğretisine sığınmak kolaydır, “Bu memleketi ben mi kurtaracağım?” demekle her şeyin bir sebep-sonuç ilişkisi içinde zaten akıp gideceğini söylemiş oluruz. Oysa memleket, kendi nefislerini değil de onu kurtarmaya sevdalı birkaç iyi adamın yüzü suyu hürmetine ayaktadır zaten. Sorumluluk duygusunun kolektif bilince tam anlamıyla katışmadığı ülkelerde, akıntıya karşı durmak kurban-kahramanlara yahut ‘deli’lere havale edilecektir. Kahraman kefenini beline sarmadan, kurbanlığı kabullenmeden meydana inemez, zaten bunun için kahramandır.