Ulemamız, İslam'ın özünü şu üç hadisin teşkil ettiğini söyler:
1. "Ameller niyetlere göredir..."
2. "Helal bellidir; haram da bellidir. Bu ikisi arasında ise şüpheliler vardır..."
3. "Üstüne vazife olmayan işleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının özelliğindendir."
Dikkat edilirse bu hadislerden ilki "niyet/maksat"la ilgilidir ve her işin başlangıcını (dolayısıyla da sonunu) tayin eder. Bir işten maksat,niyet neyse, hüküm de ona göre olacağından, tashih-i niyet her işin başıdır. "De ki,
"Benim namazımda,sair ibadetlerimde, hayatımda, ölümüm de Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. (Enam/42) ayeti bize,
her işimizin münhasıran Allah Teala'nm rızasını tahlise matuf olması gerektiğini öğretiyor. Bu sebeple imam el-Buhârî, Sahihine "niyet hadisi" ile başlamıştır.
İkinci hadis pratik hayata mütealliktir. Günlük hayatta yapıp ettiklerimiz mutlaka ya "haram", veya "helal" yahut da "şüpheli" sınıflarından birine girer. Dinî hassa-âyetimizin kıvamına, takvamızın derecesine ve imanımızın kuvvetine göre eylemlerimiz anlam ve değer kazana-
çaktır. Biz şüpheli şeylerden kaçındıkça Allah Teala bize rüşdümüzü ilham ve bizi doğruya hidayet edecektir.
Üçüncü hadis ise işin son merhalesini teşkil eder. Sahih niyetlerle salih ameller işleyen bir kimse sırat-ı müstakim üzere bulunduğundan emin olabilir. Buna muvaffak kılınanlar için artık iş takva ölçülerine aykırı düşen şeylerin terkine gelmiş demektir. Kişi, altından kalkamayacağı, elinden gelmeyen ve dahi üstüne vazife
olmayan işlere burnunu sokmazsa fıtrata uygun hareket etmiş, kendisinin, toplumun ve dünyanın dengesinin korunmasına katkıda bulunmuş olacaktır.İslam'ın bu üçlü sacayağına hassasiyetle riayet ettiğimizde fiillerimiz ibadete dönüşecektir ve bu hakikat, "ictihad" faaliyeti için de aynıyla geçerlidir.
İçinde