Muallim

Muallim
@Muallim_Beyy
Gösterişin,torpilin, kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda;bir bakışın,bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorm. .
Aziz milletimizin ve âlem-i İslam’ın Mevlid Gecesini tebrik ediyor; iyilik, takva ve güzel ahlakla bezeli bir hayatı bize ve çocuklarımıza bahşetmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Mevlid Kandilimiz Mübarek olsun
Din
Reklam
Eğitimin bir amacı da doğru bilgiye ulaşmaktır. Ancak sahih bir bilgiye ula­şabilmek için, klasik eserleri tanımak (keşfü’l-kadîm), klasik eserleri anla­mak (fehmü’l-kadîm), klasik eserleri değerlendirmek (nakdü’l-kadîm), gün­cel hayatı bilmek (fehmü’l-cedîd) ve dini bilgiyi güncellemek (vaslü’l-kadîm bi’l-cedîd) gibi beş aşamalı okumalar yapmak gerekmektedir. Keşfü’l Kadim: tarihsel süreçte Kur’an ve Sünnet etrafında oluşan tefsir, fıkıh, kelam, hadis şerhleri, tasavvuf ve siyaset gibi alanlarla ilgili Müslümanların ilmî birikimini tespit etmekten ibarettir. Fehmü’l-kadîm: söz konusu birikimi anlayabilecek ilmî bir altyapı oluşturarak temel eserleri anlama gayretidir. Nakdü’l-kadîm, geçmiş ilmî birikimi takdis değil, takdir ederek eleştirel bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmektir. Fehmü’l-cedîd: günümüz dünyasının toplumsal yapısını, kurumlarını, düşünce yapısını, dilini ve kavramlarını anlamak için yeterli okumalar yapmaktır. Vaslü’l-kadîm bi’l-cedîd, geçmiş ilmî birikimden istifade ederek islami değerleri toplumun anlayabileceği bir dil ile topluma sunmak ve çağdaş problemleri bu çerçevede çözmektir.
Din
FİİLLERİMİZİ "İBADET" YAPAN NEDİR?
Ulemamız, İslam'ın özünü şu üç hadisin teşkil ettiğini söyler: 1. "Ameller niyetlere göredir..." 2. "Helal bellidir; haram da bellidir. Bu ikisi arasında ise şüpheliler vardır..." 3. "Üstüne vazife olmayan işleri terk etmesi, kişinin Müslümanlığının özelliğindendir." Dikkat edilirse bu hadislerden ilki "niyet/maksat"la ilgilidir ve her işin başlangıcını (dolayısıyla da sonunu) tayin eder. Bir işten maksat,niyet neyse, hüküm de ona göre olacağından, tashih-i niyet her işin başıdır. "De ki, "Benim namazımda,sair ibadetlerimde, hayatımda, ölümüm de Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. (Enam/42) ayeti bize, her işimizin münhasıran Allah Teala'nm rızasını tahlise matuf olması gerektiğini öğretiyor. Bu sebeple imam el-Buhârî, Sahihine "niyet hadisi" ile başlamıştır. İkinci hadis pratik hayata mütealliktir. Günlük hayatta yapıp ettiklerimiz mutlaka ya "haram", veya "helal" yahut da "şüpheli" sınıflarından birine girer. Dinî hassa-âyetimizin kıvamına, takvamızın derecesine ve imanımızın kuvvetine göre eylemlerimiz anlam ve değer kazana- çaktır. Biz şüpheli şeylerden kaçındıkça Allah Teala bize rüşdümüzü ilham ve bizi doğruya hidayet edecektir. Üçüncü hadis ise işin son merhalesini teşkil eder. Sahih niyetlerle salih ameller işleyen bir kimse sırat-ı müstakim üzere bulunduğundan emin olabilir. Buna muvaffak kılınanlar için artık iş takva ölçülerine aykırı düşen şeylerin terkine gelmiş demektir. Kişi, altından kalkamayacağı, elinden gelmeyen ve dahi üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmazsa fıtrata uygun hareket etmiş, kendisinin, toplumun ve dünyanın dengesinin korunmasına katkıda bulunmuş olacaktır.İslam'ın bu üçlü sacayağına hassasiyetle riayet ettiğimizde fiillerimiz ibadete dönüşecektir ve bu hakikat, "ictihad" faaliyeti için de aynıyla geçerlidir. İçinde
Din
Soru; 2- 2- Bazı kütüb-ü diniyyede "Ehl-i Sünnet'in Eş'ari ve Maturidi namında iki mezhebi vardır demek yanlıştır O zaman Ehl-i Sünnet mezhebi bölünmüş demektir. Oysa ki Ehl-i Sünnet tek itikat mezhebidir. Eş'ari ve Maturidi'ye gelince, bunlar Ehl-i Sünnet mezhebinin iki imamıdır. Yoksa Eş'ari ve Maturidi mezhepleri diye ayırmak hatadır. Böyle mezhepler yoktur. Mezhep tektir. Lakin Ehl-i Sünnet mezhebinin iki imamı mevcuttur. Aksi yanlıştır" deniyor. Bu sözler doğrumudur? El Cevab : Ehl-i Sünnet, temel itikadî kabulleri ve bu kabullerin Tefsir, Hadis, Fıkıh vb. İslamî disiplinlere yansıması bakımından tekdir. İtikadî alan içerisinde bulunmakla birlikte "detay" diyebileceğimiz bazı noktalarda ise farklılıklar olmuştur. Bu farklılıkların, temel itikadî çizgiye –karakter değiştirici özellikte– etkisi yoktur. Gerek İmam el-Mâturîdî ile İmam el-Eş'arî arasında, gerekse Ehl-i Sünnet'in diğer imamlarının yaklaşımlarında bu türden farklılıklar mevcuttur. İmam el-Eş'arî'nin "Makâlâtu'l-İslâmiyyîn"inde bu noktayı tesbit etmek mümkündür. İmam el-Mâturîdî ve İmam el-Eş'arî ile onlara nisbet edilen mezhepler arasındaki yaklaşım farklılıkları ise, bilhassa Ehl-i Sünnet çizginin İslam dünyasında baskın itikadî mezhep olarak benimsenmesinden sonra müstakil eserlerin konusu yapılmıştır. Söz gelimi "er-Ravdatu'l-Behiyye" isimli eserde bu iki imam ve mezhepleri arasındaki ihtilaflar "lafzî" ve "manevî" diye ikiye ayrılmış ve bu iki başlık altında toplam 20 kadar mesele serd edilmiştir. İmam Ebû Hanîfe'nin itikadî risalelerini "el-Usûlu'l-Münîfe" adıyla derleyip tasnif eden 11/17. yüzyıl Osmanlı ulemasından Kemâluddîn el-Beyâdî (Beyâzîzâde) bilahare bu tasnife "İşârâtu'l-Merâm" adıyla yazdığı şerhte (53 vd.) 50'ye iblağ ettiği bu ihtilafları maddeler halinde sıralamış, ardından da
Din
Soru; 1- Ehl-i sünneti hassa ve ehl-i sünneti amme tabirleri geçiyor. Bunlar ne demektir? Ehl-i Sünnet tek itikad değil midir? Ehl-i Sünnet de mi ikiye inkısam etmiştir? El Cevab : Ehl-i Sünnet-i hâssa" tabiri, Selef'i, "Ehl-i Sünnet-i âmme" ise Müteahhirun'u (sonra gelen ulemayı) anlatır. Bilindiği gibi Ehl-i Sünnet, fırkalaşmanın baş gösterdiği dönemde ortaya çıkmış, "fırkalardan bir fırka" değildir. O başından beri vardır. Sahabe'nin Efendimiz (s.a.v)'den aldığı "Din" bütünü içinde ahkâm, adap vs. yanında hiç şüphesiz en başta itikad vardı. Efendimiz (s.a.v), "Din'in tebliğ ve beyanı" sadedinde inanılması gereken hususları da mufassalan Ümmet'e tebliğ etmiştir. Sahabe, Efendimiz (s.a.v)'den aldığı bu Din'i, itikadıyla, ahkâm ve adabıyla yine bir bütün olarak kendisinden sonraki kuşağa aktarmıştır. İtikadî fırkalaşma hadisesi henüz ortaya çıkmadığı ve kendisini İslam'a nisbet eden birden fazla cereyan bulunmadığı için, sözünü ettiğim "bütün" içindeki itikadî umdelere de ayrı bir isim verilmemişti. Bilahare itikadî fırkalar ortaya çıkmaya ve her biri kendi baskın karakterini anlatan isimler almaya başlayınca, yukarıdan beri sözünü ettiğim o "ana damar" da kendisini tam yerinde bir tabirle Ehlu's-Sünne ve'l-Cemâ'a" (Sünnet ve Cemaat ehli) olarak ifade etti. (Buradaki "Sünnet" kelimesi, bu itikadî çizginin kaynağını, "Cemaat" kelimesi ise karakterini anlatmaktadır. Bid'at fırkaların ortaya çıkışıyla birlikte Selef'in, teslimiyete dayalı, şüphelerden ve aklî izah ihtiyacından uzak itikadî tavrı, yerini kısmen Kelam'a bıraktı. Bid'at fırkaların ve gayrimüslim teologların Sahabe ve Selef'in (Ehl-i Sünnet-i hâssa) saf akidevî çizgisine yönelttiği şüphe ve soru işaretleri, aklî izahlarla bertaraf edilmek durumundaydı. Sünnet'e dayalı itikad, işte bu noktadan itibaren
Din
Reklam