Muallim

Muallim
@Muallim_Beyy
Gösterişin,torpilin, kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda;bir bakışın,bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorm. .
MEZHEPLER VE DOĞRU-YANLIŞ KRİTERLERİ Fıkhî mezhepler arasındaki görüş ayrılıklarını "anlamak", modern Müslüman için çetrefelli meselelerin başında geliyor. Öyle ya, birden fazla doğru olamayacağına ve dahi "aklın yolu bir" olduğuna göre herhangi bir fiil için mezheplerden birisinin "doğrudur/uygundur", diğerinin "yanlıştır/uygun değildir" demesine ne demeli? İslam dünyasının geçmişinde –istisnai durumlar haricinde– tektipçi "resmî yorum" tekelciliği olmamıştır. Bu yüzden de kaynağın tek ve resmî yorumu –ne gariptir ki– sadece Abbasîler döneminin malum 15 yılında –Mu'tezile'nin iktidarı nüfuzu altına aldığı dönemde– söz konusu olmuştur. Öyle ki, resmî Mu'tezilî akideyi benimsemeyenlere reva görülen ağır muameleler sınırlar dışına taşmış ve bir savaş sonrası Müslüman esirler fidye karşılığı geri alındığında Kur'an'ın mahluk olduğu görüşünü benimsemeyenler bu uygulamanın dışında tutulmuş, esir olarak geri gönderilmiştir. Günümüzde bilhassa Batılı bir kısım mühtedilerle kendilerine "Selefî" diyen bazı kardeşlerimiz arasında görülen "mezhep karşıtlığı"nı ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. "Selefîler"de görülen mezhep karşıtlığı, "ihtilaf"ın meşru olmadığı, Kıyas, İstihsan vb. delillerin geçersizliği... gibi "içeriden" önüllere dayanırken, mühtedilerde görülen olumsuz tutumun kaynağını –bana öyle geliyor ki– biraz da Hristiyan kültüründen tevarüs ettikleri "resmî yorum"cu anlayışta aramak gerekir. Daha doğru bir ifadeyle bazı mühtedilerin İslam'ı benimsemesinde, kilisenin otoritesininin olumsuzlanmasının önemli bir rolü bulunduğu için İslam'a girdiklerinde mezhepler vakıasına bir anlamda bilinçaltı bir refleksle tepki gösteriyorlar. Hristiyanlıktan (kiliseden) bağımsız düşünme becerisi onlarda, İslam'a girdikten sonra "mezheplerden bağımsız düşünme" anlayışına evriliyor;
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne diyordu değirmenci dayı ; Bu nasıl çark ulan! Buğday bizim, Ezilen biziz. Un olan biz Aç kalan biziz. Kim ulan bu doymak bilmeyen soysuz ?
1000Kitap
Malazgirt Zaferi
“Ben İslam için ölüme koşuyorum. Ya zafer kazanırız ya da şehit olarak cennete gideriz.”‬ ‪Sultan Alparslan‬ Zaferler inanç ve cesaretle kazanılır, Kalpler adalet merhamet ve sevgiyle fetholunur Ne mutlu bize ki şanlı bir ecdadın yazdığı şanlı tarihin,üstün ahlakla yoğrulmuş bir inanç ve kültürün varisiyiz Tarihimize yakışan nice kapılar açmaya, nice fetihler yapmaya🇹🇷 26 Agustos 1071 #MalazgirtZaferi
1000Kitap
Cihad ve Gençliğimiz
21. yüzyılda İslam’ı, modern zamanlarda ortaya çıkmış hareket ve fikir akımlarından öğrenme ısrarında olan gençleri, bakışlarını yaşadıkları coğrafyaya çevirmeye davet ediyorum. Burada, buranın geçmişinde bulamadığınız ne oldu da İslam’ı Suud, İran ya da Batı patentli İslam takdimlerinde aramak zorunda kaldınız? Bu toprakların ekmeğini yiyen, suyunu içen, havasını soluyan insanların önce kendi miraslarını tanıması gerekmiyor mu? Arap kökenli veya başka yerden herhangi bir alimi, hareket ve fikir adamını tanıyıp sevdiğiniz kadar, hatta “en az o kadar” Halil Gönenç’i, Mehmet Emin Er’i, Sadreddin Yüksel’i, Ömer Nasuhi Bilmen’i, Elmalılı Hamdi Yazır’ı, Ahmed Naim’i, Said Nursi’yi, Mustafa Sabri Efendi’yi, Zahid el-Kevserî’yi…. de (daha gerilere gitmiyorum) kendi metinleri üzerinden tanımış ve onlarla bu anlamda bir aidiyet ilişkisi kurmuş olmanız gerekmiyor mu? Bu bir mükellefiyet, bir ilim ve irfan borcu değil midir? Denebilir ki: “Bu insanların kimi konulardaki düşüncelerini/yaklaşımlarını doğru bulmuyoruz.” Ben de derim ki: Arap dünyasından yakından tanıdığınız ve izlediğiniz insanların tamamının fikirlerine/yaklaşımlarına katılıyor musunuz? Yine denebilir ki: “İslam’ı bu coğrafyaya ve bu coğrafyanın tarihine aidiyet hissetmeyen insanlardan öğrenmenin neresi yanlış?” Benim hassasiyetimin temelini işte bu sorunun cevabı oluşturuyor. Benim cevabım şu: Şurası yanlış: 1- İslam’ı Selefî/Cihâdî çizgiden öğrenenler, o çizgiyi temsil edenlerin bu Ümmet’in ana gövdesiyle problemli olduğunu unutuyor. Hicaz bölgesini İngiliz desteğiyle Osmanlı idaresinden ayıranlar sadece idarî/coğrafi bir kopuşu değil, aynı zamanda itikadî, fikrî, kültürel.. olarak da Ümmet’in ana istikametinden ayrılışı öngören bir ideolojik öğretiyle yaptılar bunu. Bu çizgi her ne kadar fikrî olarak İbn
Din
1 Muharrem 1442 Bugun Peygamber efendimiz (sav) Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan hicri yılbaşının 1442. Yıldönümüdür. Yüce Rabbimiz Yeni hicri yılımızı hayırlara vesile eylesın.Her türlü musibetlerden kurtulmamıza vesile kılsın. Selam ve dua ile . .
Din