Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
Çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
Zaman zaman arkadaşlarımla bazı konularda tartışıyorum. Ancak şu ana kadar hiçbir tartışma neticesinde fikirler değişmedi. Boşa mı kürek çekiyoruz?
Genelde böyledir. İnsanlar uzun saatler boyunca yıllar yılı tartışırlar da kimse bir milim kendi bulunduğu düşünceden oynamaz. Bu noktada tartışma için üç tane soruyu mutlaka düşünüp öyle tartışmak lazım.
Bunlardan birincisi “Neyi tartışıyorum?” sorusudur. Tartıştığım şey gerçekten tartışmam gereken bir şey mi? Bir futbol maçının bilmem hangi dakikasındaki pozisyonu ya da bir siyasetçinin başka bir siyasetçi hakkındaki beyanını veya ülkenin bir köşesinde gerçeklemiş bir kötülüğü bir ömür tartışsam nereye varabilirim ki? Bu nedenle tartışacaksak tartıştığımız konunun mutlaka tartışmaya değer olduğuna ikna olmamız lazım.
İkincisi “Niye tartışıyorum?” sorusudur. Anlamak mı istiyorum, anlatmak mı istiyorum. Tartışma sonucu karşı tarafı anlamaya, ikna olmaya, hak vermeye açık mıyım yoksa ne olursa olsun kendi fikrimi ve durduğum yeri mi savunmak niyetindeyim. Anlatmak istiyorsa karşı tarafın böyle bir talebi ya da an itibarıyla kapasitesi ya da hazır oluşluğu var mı onu da göz önünde bulundurmam lazım. Ben nasıl anlatırsam anlatayım karşı taraf anlamaya açık değilse ya da anlama imkanı yoksa tartışmak anlamsız olacaktır.
Üçüncüsü “Ne ile tartışıyorum?” sorusudur. Tartışacağım konu hakkında yeteri kadar bilgim ve fikrim var mıdır, bu konu hakkında enine boyuna daha önce düşünmüş müyüm bir kontrol etmekte fayda var. Üzerine daha önce hiç düşünmediğim ya da detaylı bilgi sahibi olmadığım bir konuda yaptığım her tartışma her türlü riski içinde barındırıp en çok bana zarar verir.
Son olarak bir meseleyi de muhakkak düşünelim: Gerçekten tartışmak zorunda mıyız?