Değişim, insanın kendi kültürünü koruyarak yeni şartlara uyum sağlaması iken başkalaşım, kişinin öz kimliğini değiştirip diğeri gibi olmasıdır. Tercih edilmesi gereken, başkalaşım değil değişimdir.
Kişi lezzet duyduğu bir şeyi hep aynı şekilde alırsa usanç hisseder. Fakat zevk duyduğu şeyi farklı biçimlerde sunulduğu zaman, aynı haz devam edebilir.
Bir kadının gerçek manada serbest olması, baba, eş ya da toplum baskısından kaçmak değil, kendini savunma ve onlarla mücadeleye hazır olmanın çabası içerisinde olmaktır. Çözüm olarak korku ve bastırılmış duygular yerine, cemiyet tarafından kabul edilebilir tepkilerin. ortaya çıkması gerekiyor
İnsanlardaki kendini beğenme ve “iyi olduğuna inanırsa iyi olacağını hissetme” felsefesi, onları yalnızlığa itmekle kalmıyor, aynı zamanda ruhsal bozuklukların artmasına da yol açıyor. Halbuki insan, içindeki kötücül güçleri kabul Edip onunla savaşırsa iyi insan olur. Bu noktada orta yol, kişinin kendini diğer insanlardan üstün veya aşağı görmeden nesnel bir biçimde bakmasıdır. Bu bakış açısı, insanın gurura ve kibre kapılmasını engeller.
Kişi, hoşa gitmeyen taraflarını inkar ettiği ve “ben iyi bir insanım,” dediği zaman gurura kapılmış oluyor. Oysa düşünülmesi ve söylenmesi gereken şey, “iyi bir insan olmaya çalışıyorum, ama iyi miyim, değil miyim bilmiyorum. Benim bulunduğum durumu, başkası daha tarafsız değerlendirir,” demektir kendisinin iyi olduğunu düşünen insan kusurlarını göremez ve hatalarının sorumlulugunu başkasına yansıtır. Ayrımcı davrandığın için de sonuçta çalışma çıkar.