Şikayet etmek, hayatın hakkını vermektir bazen. "Bu bana ağır geldi" diyebilmektir. Bunu dediğin an, o ağırlık senin kaderin olmaktan çıkar. Çözülmesi gereken bir meseleye, taşınması ya da bırakılması gereken bir yüke dönüşür. Sakladığın her dert içinde büyüyen, kök salan bir sarmaşık gibidir. Seni içten içe kurutur. Ama dile döktüğün an, o sarmaşığı budamış olursun. Canın yanar mı? Yanar elbet. Ama Güneş girmeye başlar o karanlık yerlere.
Artık o sahneden in bence.
Kulisin sessizliği, sahnenin sahte ışıklarından daha şifalıdır. Alkışlar karnını doyurmuyor, o "ne kadar güçlü, ne kadar metanetli" övgüleri gece yastığa başını koyduğundaki o ince sızıyı dindirmiyor. Bırak biraz da dağınık kalsın, bırak saçın bozuk olsun, evin toplu olmasın, cümlen devrik olsun, " Bugün de böyle olsun" deme lüksünü ver kendine.
Kendi sesini, o çatallı, o yorgun, o şikayet eden, o "mızmız " dedikleri sesini sev. Susturma onu. Çünkü o ses senin hayatta olduğunun, hâlâ hissettiğinin, hâlâ bir kalbin olduğunun kanıtı.
Ölüler şikayet etmez çünkü, sadece yaşayanların canı acır.
Yaşıyorsun. hakkını ver.