Başka müzikler çalarken kıpırtısız durmak, yalnızlık isterken hep kalabalıkta kalmak, susmak isterken konuşmak, eskinin değil şimdiki halin güzel ve doğru olduğu ifade edilirken sisler, buğular içinde kalmak, içimin tam anlamıyla çatırdadığını, belki benliğimin göç ettiğini yer ve kılık değiştirdiğini sezmek, ama onu da bir daha ayrılmadan önceki haliyle asla bulamamak, ne önceki ne sonraki gibi olabilmek, kendi içinden göç etmek ve elbette kaybolmak, kendini kaybetmek. Benim şimdiki halim böyle. Gözleri acıtan bir ıstırap, uzun, görünmeyen ağlamadan ve uykusuzluktan sabah ve öğlene doğru da inadına keskin, yakıcı bir güneşin alnımın çatına değdiği ve hiç açısını değiştirmediği bir zamanda yolculuk etmek ve etrafa, o her şeyden ama her şeyden habersiz kalabalığa bakmak, gözlerini kısarak bakmak. Birbiri ardına geçen görüntüler, hareketler, uçuşan sözler, kendini bir trende hissetmek gittikçe hızlanmak ve bulanıklık, biraz gözlerin iyice yanması ve sulanması, biraz başka şeyler. Geçmişimin benden adeta kaçarak uzaklaşması. Tuhaf ama mecbur kaldım, memnun değildim asla, ama sanki büsbütün yersiz yurtsuz ve meyus kaldım.