Yeryüzündeki ilk mescide, Allah'ın evine, kabeye yolculuğa çıkıyoruz. Oraya girerken elbiselerimizden sıyrılıp ihrama giriyoruz. Giyeceğimiz kefeni hatırlıyoruz. O ihram ile kin, nefret, öfke, haset ve dünya hırsını terk ediyoruz. Arafat'ta mahşer gününü, hesap gününü hatırlıyoruz. Mina'da şeytan taşlayarak şeytan ve taraftarlarına karşı duruşumuzu sergiliyoruz. O küçük taşlarla hakkın yanında, batılın karşısında olduğumuzu ilan ediyoruz. Kurban kesiyor; "Gerekirse bende bu yolda canımı feda ederim Allah'ım!" diyoruz. Kabeyi tavaf ederek hayatımızın merkezinde İslam'ın olduğunu, kulluğumuzun Allah'a karşı olduğunu ilan ediyoruz. Safâ ile merve arasında manevi arayışımızı ikmal ediyor, Hacerül Esvedi selamlayarak saygı ve hürmetimizi gösteriyor, şirke giden yolları terk ettiğimizin sözünü veriyoruz. Hac mana yolculuğudur. Manası olan bayrak, olmayana bez dendiği gibi; manayı bilene hac büyük bir ibadet, bilmeyene kuru bir gezmeden ibarettir. Allah haccı gönlünde taşıyana nasip ediyor, özel davet ile çağırıyor. Gönlünüzde ne varsa Allah sizi onunla ikmal etsin!