Siddhartha’yı okurken karakterin yalnızlığı ve kendi yolculuğunu merkeze alışı dikkatimi çekti. Kitap, bir yandan insanın arzularından, günahlarından ve dünyevi deneyimlerden geçerek huzuru ve özü bulmasını anlatıyor; ama benim için rahatsız edici olan nokta, Siddhartha’nın başkalarının duygularına, bağlarına ve sorumluluklarına neredeyse hiç yer açmamasıydı. Kamala, oğlu, Vasudeva, hayatındaki diğer insanlar çoğu zaman onun öğrenme sürecinin araçları olarak kalıyor. Bu yüzden hikâyeyi okurken karakterin ermiş olarak gösterilmesi bana adaletsiz geldi.
Benim için kitap, yalnızlık ve içsel yolculuk açısından ilham verici olsa da, etik ve bağ sorumluluğu eksikliği üzerinden, bir karakterin kendi huzurunu başkalarını ihmal ederek bulmasının yarattığı rahatsızlığı fark etmemi sağladı. Bu açıdan Siddhartha ile kendimi özdeşleştirmedim; hikâye bana daha çok insan ilişkilerinde sınırlarımı, değerlerimi ve empati ölçütlerimi sorgulatmış oldu. Siddhartha