İslâm, teslim olmaktır.
Teslimiyet, selâmet, İslâm...
Bir aileden geliyor bu mefhumlar...
Teslimiyet akılla, aklı teslim etmekle olur.
Aklını teslim eder müslüman; boğazından yukarısı yoktur müslümanın...
Yerine teslim eder onu...
Bir doktora; neşterini de iyi kullandığını duyduğumuz veya bildiğimiz doktora, burnumuza koyduğu bayıltma ilâcına kadar kendimizi teslim ediyoruz.
O, beni keser mi, öldürür mü diye düşünmüyoruz da ebediyetin doktoruna nasıl teslim olmuyoruz?
Akıl kendisini teslim eder, teslim olduktan sonra ona gerçek akıl iade olunur ve şimdi akılla düşün, denilir.
Tâbi akılla, metbu akılla değil...
Tâbi olunan akıl değil, tâbi olan akıl...
Ona "Akl-ı selim" derler. İşte bütün incelik buradadır.
"Akıl müstakil bir müessise değildir.
Herkesin kendine göre aklı, düşüncesi vardır." Olmaz böyle bir şey?...
Hakikat tektir, değişmez ve tecezzi kâbul etmez.
O halde işte hüner burada...
Dinin akla dur dediği yerde akıl duracak,
Koş dediği yerde koşacak...
Ham softa bunu, aklın büsbütün yok olduğu mânasına almıştır ele; ve onun için harap etmiştir imanı...
En büyük inceliğe dokunduğumuz kanaatindeyim..
Bu hususta bilhassa kendi kendinizi düşünmeye davet ediyorum sizi...
Akıl İslâmiyet'te teslim edilen ve iade edildikten sonra, misyonunu, memuriyetini yerinde gören, sırasında koşan ve sırasında duran bir fakültedir.