...Bu müşkül tereddüd devresinde anamın bir sözünü hatırladım. O derdi ki:
«- Oğlum! Elin ağzına elli arşın bez olsa yetişmez. Dilin kemiği yoktur. Bin türlü döner. Bu sebeple söz boş şeydir. Herkes bin türlü söyleyebilir. Hiç kulak verme işine devam et! Sen dilin ile değil elin ile söyle. Seni işin söylesin. Fakat bir işe başlamadan evvel iyi ve çok sor ve düşün. O işin hak olduğuna kanaat getirirsen kimseye bakmayıp yap!» Onun bu sözü imdadıma yetişti. Yaptığım işin hak ve vazife olduğunu yeniden muhakeme ederek hükmettim. Ve artık olanca kuvvetimle muhalefete başladım. Bu hususta bir hikâye zikredeyim: Bir ihtiyar köylü, bir çocuk,
bir de eşeği ile köyden bir köye gidiyormuş. Çocuğu eşeğe bindirmiş, kendi yürüyormuş. Yanlarından yolcular geçmiş: <- Oo... Amma terbiyesiz çocuk, ihtiyar yürüyor da o eşekte.» Köylü çocuğu indirip kendi binmiş, diğer birtakım yolculara tesadüf etmişler. Bunlar:
< Şu ihtiyara bak! Amma hodbin. Zavallı çocuğu yürütüyor. Kendi binmiş» demişler. Bu sefer kendi de inmiş. Eşek süvârisiz kalmış. Başka yolcular geçiyormuş. Bunlar da:
< Amma aptal insanlar! Eşeği boşuna yürütüyorlar da birinden biri binmiyor» demişler. İhtiyar bu sefer eşeğe çocukla beraber binmiş. Yeniden rastgelenler:
«- Amma vicdansız, insafsız herif!» demişler. İhtiyar bakmış, sade eşeği kendi sırtına almak şıkkı kalmış.Bunu yapsam hem mümkün değil, hem de deli deyip bu sefer beni bağlarlar» demiş. Kimseye bakmayıp kâh kendi binerek, kâh çocuğunu bindirerek yoluna gitmiş. Dünya böyledir, bir şey için bin türlü söylerler. Bu da terbiyeye, tahsile, anlayışa, zihniyete, muhite, zekâya, menfaata göre değişir.