Rıza Nur

Rıza Nur

Yazar
7.8/10
24 Kişi
·
69
Okunma
·
29
Beğeni
·
2149
Gösterim
Adı:
Rıza Nur
Tam adı:
Dr. Rıza Nur
Unvan:
Türk Siyasetçi, Devlet Adamı, Yazar, Türkolog-tarihçi ve Hekim
Doğum:
Sinop, Türkiye, 30 Ağustos 1879
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Eylül 1942
1879 yılında Sinop'ta doğdu. İlköğrenimini Sinop'ta yaptıktan sonra İstanbul'a gelerek Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi'ne girdi. Sonra Tıbbiye İdadisi'ni (Tıp Lisesi) ve Mekteb-i Tıbbiyei Şahane'yi (Askeri Tıp Okulu) tabip yüzbaşı olarak bitirdi. 1901 yılında Gülhane Hastanesi'nde (Askeri Tıp Akademisi) staj yaparken çalışkanlığı ile Alman hocaların ilgisini çekti ve orada asistan oldu. Önce Prof. Dr. Deike Paşa'nın yanında çalıştı, sonra cerrahi kısmına geçti. Prof. Dr. Wietin Paşa'nın yanında çalışarak operatör oldu. Bu arada fenni sünnet usul ve aletlerini anlatan özgün bir kitap yazdı. Önce padişaha sunulan kitap sonra yayımlandı ve Prof. Wieting tarafından bir kısmı Almanca'ya çevrildi. 1903'te Rumeli Zibefçe gümrük kapısına bakteriyolog olarak atandı. 1905 yılında Gülhane'ye yardımcı öğretmen, 1907'de Askeri Tıbbiye'ye cerrahi hocası oldu. Meşrutiyet'in ilanından sonra yapılan seçimlerde Sinop'tan milletvekili seçilerek Meclis'e girdi. 1908 yılında Birinci İcra Vekilleri Heyeti'nde Maarif Vekili'ydi. 

1920 yılında Sovyetler Birliği'yle dostluk ve yardım antlaşması yapmak üzere Moskova'ya gönderilen heyete delege olarak katıldı. Cumhuriyet'in ilanına kadar bütün hükümetlerde Sıhhiye Vekili olarak görev aldı. Lozan Konferansı'na ikinci delege olarak katıldı. İkinci dönemde yeniden Sinop milletvekili olarak Meclis'te yer aldı. 14 cilt tutan Türk Tarihi'ni bu sıralarda yazdı. 1926 yılında Sinop'ta bir kütüphane kurarak, gelir kaynaklarıyla birlikte eğitime vakfetti. 1942 yılında İstanbul'da vefat etti. 
Anlaşıldığına göre boşanma vak’asından iki-üç gün evvel, (M. Kemal'in karısı) Latife, (Latife'nin) kardeşi İsmail ile haremi Süreyya Paşa’nın kızı Melahat Ankara’ya gitmişlerdi. Çankaya’da misafir olmuşlar. O vakit Mustafa Kemal’in yanında kâtip sıfatıyla Halit Ziya’nın oğlu Vedad vardı. Güzel tüysüz bir çocuk. Bir akşam üzeri karanlık çökerken İsmail, Melahat balkona çıkmışlar. Bakmışlar Vedad, Mustafa Kemal’i...

Latife’yi çağırmışlar. O da görmüş. Bir kıyamettir kopmuş. Latife, Mustafa Kemal’e "Herşeyini gördüm, hepsine tahammül ettim. Artık buna edemem." demiş. Gazi(!) susmuş, İsmet’in evine gitmiş. "Bu karıyı şimdi boşayacağım" demiş.

İsmet, sabahleyin erken Heyet-i Vekile’yi (Bakanlar Kurulunu) toplamış. Talaka (boşanmaya) karar vermişler(!) Latife’yi İsmet alıp, trene koymuş. Trende teselli etmek istemiş. Latife ona "Sus, sus! İsmet Paşa! İsmet Paşa! Sen ona bir gün dalkavukluk etme seni benden daha rezil eder. Her pisliğine aleti sensin" demiş.
Artık bir balo ve dans devridir açıldı. Güya medeni ve asri olmuşuz. Dava bu… Bu zevk ve safaları Kara Kaplı’ya uyduruyorlar, meşru göstermek lazım!..

Artık Ankara’da mükellef balolar veriliyor. Bu balolarda müthiş rezaletler de oluyor. Hatta kavga, döğüş de var. Mustafa Kemal geliyor. Zil zurna oluyor, kadınlara tasallut ediyor.

Bir defa dans ederken Fransız Sefiri’nin kızının memesini sıkmış; kız kaçmış, babasıyla beraber balodan gitmişler.

Bir defa Mustafa Kemal kadın yerine tüysüz bir zabitle dans etmiş, çocuğu öpmüş. Kadınlardan bir kaçı Gazi’ye “biz burada iken bu olmaz” demişler, herif keyiflenmiş.

Bir adam karısını, yani Mübarek Bey’ın kızını onlarla dans ettirmek istemediğinden Salih ve avanesi adamcağızı öyle dövmüşler ki, biçare sedye ile hastahaneye götürülmüş.

Avrupa’da balolarda böyle şey asla olamaz. Bunlar baloyu da tulumbacı koğuşu yaptılar. Zaten Meclis’leri, Hükümetleri de o...

Demek seviyeleri bu kadar.
Cahillerin millet idare etmeleri bunu keyfi ve diktatörce yapmaları hele daha ileri gidip içtimaî ve idari inkılaplar yapmaları pek tehlikelidir.
Bu eserimdeki itiraflarımla bazı fırsat arıyanlar bazı kusurlarımı ele alıp beni kötülemeye çalışacaklardır. Şimdiden derim ki benim gibi iyilik ve kötülüklerini böyle yazabilecek kaç babayiğit vardır?! Yazmasam kimse bilemezdi. Buna rağmen saklamadım. Yine bu eserde adIarı geçenleri ben öldükten sonra müdafaa edecekler olacaktır; veya hayatta kalanlar bizzat müdafaaya kalkacaklardır. Biz bu zatlara bir düşmanlık beslemiş değiliz. Bundan bir kârımız da yoktur. Hatta kusurlarını yazarken iyiliklerini de yazdık. Hayatta olsaydık cevaplarını verirdik; fakat toprak altından üstüne ses yetişmez. Takdir böyle... Ölenlerin ağzını toprak doldurur.
Bazan bir şey, yılların sa'yi, eza ve cefa, tehlike ve mahrumiyetleriyle, bazan büyük felâketlerle öğreniliyor. İşte bunların neticelerini ömür sarf etmeden, türlü belâlar çekmeden öğretecek olan bu görgüleri Türk'e öğretmeği vazife bildim. Bilhassa Türkiye'nin tarihi vak'aları içinde yaşadığımdan bu hakikatIeri de Türk'e ve tarihine olduğu gibi bildirmek de mukaddes bir vazifedir. Bu, böyle yaşıyanların yaşadığının borcudur. Hele bir takım sahtekarlar vardır ki kendileri lehine tarihi bozmakla meşguldürler. Bildiğim epey tarihi vak'alar vardır ki; iç yüzleri kapalı kalmıştır. Onları aynen tesbit etmek lâzımdır.
Dört beş aydır da hatıratımı kendim kopya kâğıtlarıyla müteaddit nüshalar olarak yazdım. Bugün yani 12 Mart 1935 Cuma günü bu da bitti. Hatıratımdan evvel şiirlerimi de, Türkiye'nin Îhyası Programını da müteaddit nüsha olarak yazmıştım. Bunları başkasına yazdırmak mümkün değildi. Kendim yazdım. Şimdi bunları eve bir mücellit getirip ciltleteceğim. Alıp Avrupa'ya götüreceğim. Emin yerlerde saklayacağım. Bunu da yaptığım gün gönlüm büsbütün rahat olacak.
Bu işler saymakla bitmez… Binbir gece masalları, Venüs Mabedi hikayeleridir. Fuhşun her nev’i icra edilir. Mum söndürmeleri yapılır. Hepsi olur. Hepsini yazmak uzun ve çirkin…

Çankaya Fuhuş Tiyatrosunda böyle gelip giden müteharrik artistler olduğu gibi yirmi-otuz da temelli, seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evladlığım (!) diyor. Bir tanesi pek meşhur. Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız… Ortalığa yaydıkları: Mustafa Kemal’e ve avanesine dans hocalığı ediyormuş!.. Sonra bunu da Avrupa’ya yolladı… Avdetinde gözden düştü. Bu adam eğlendikten sonra Avrupa’ya yolluyor. Bunun sırrını ne anlıyabildim, ne de öğrenebildim.
Türkiye parlak bir medeniyet ve eşsiz fütuhattan sonra iki asırdır süren müthiş bir inkıraz devresine düşmüştür. İlim ve alim bitmiş san'at ve ziraat tedricen ölmüş ticaret mahvolmuş hasılı Türk ilimce, san'atça., harsçe, teşkilatça çürümüş bir hale gelmiştir. Halbuki Türk'ün bu felaket devresinde Avrupa dev adımlarıyla terakkide koşmuştur.

Bir asır kadar evvel tanzimatçılar Türk'ü ilmen, iktisaden, içtimâen, devleti, teşkilâtça Avrupa usulleriyle aşılayıp yeniden diriltmek istemişlerdir.
1655 syf.
·1/10
Yalan ve bühtan dolu eserlerin başında gelen, kitabın yazarının kendisini eşcinsel olarak tanımladığı ve cinsiyet değiştirmek istediğini yazdığı, sapık ve nevrotik bir zihnin ürünü olan bu seride ancak dolu dolu palavralar bulunabilir...

Aslında kitabın yazılmasının akabininde, parça parça British Museumdan Fransa Ulusal Kütüphanesine teslim edilmesini ve istedikleri zaman basılıp dağıtılması yönünde izin verilmesi, yazarın kimlerle olduğunu ne amaçla kullanıldığını az çok açıklıyor.
Kendisini dinsiz olarak tanımlayan ve sürgün edilişinin akabininde istihbarat örgütleriyle derin ilişki içindeyken yurtdışında kaleme alınan bu saçmalıklar manzumesini; zamanında Cüneyt Emiroğlu mahlasıyla yayınlayan, yamuk kravatlı-fesli-dondurmacı çırağı kılıklı sözde tarihçinin ve onun destekçilerinin başucu kitabı olmasını da yadırgamamak gerekir...
552 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabı okuduğunuz zaman bir büyük savaşında Lozan da verildiğini açık bir şekilde görüyorsunuz. Özellikle Lozan için büyük bir hezimettir diyenler okuyun bu kitabı lütfen sadece Kadir Mısıroğlu veya Mustafa Armağan okumayın,.
464 syf.
·10/10
Dr.Rıza Nur, tüm dobralığıyla yine anlatmış... Rıza Bey'in en beğendiğim yönü olayları tüm detaylarıyla,tüm açıklığıyla anlatması. Lozan Hatıraları'nda Dr.Rıza Nur'un bireyselliği ve egoistliği hakim gibi gözükse de yeri geldiğinde yanında ki arkadaşlarını hâtta sevmediği İsmet İnönü'yü bile övdüğü görülüyor. Ara ara vurguladığı Türk aşkı kişide şevk ve kitabı daha hızlı okuma isteğini uyandırıyor. Günümüz değerlendirmelerinde eksik olduğu anlaşılan Lozan'ın ne güçlüklerle alındığını ,anlaşma süresince yapılan hayinlikleri,düşmanın sadece karşı da değil içeride de bulunduğunu detayıyla anlatmış. Yazar tüm kitaba yansıtamasa da belli bölümlerde o kadar iyi betimlemeler yapmış ki müzakere içersin de baskı altındaymışcasına terledim.. bazen Dr.Rıza Nur olup frenke kükredim bazen Hasan bey olup müzakerede frenk heyetiyle karşılıklı burnumu karıştırdım,bazen İsmet İnönü olup evhama yöneldim... Yakın tarihin önemli anlaşmalarından biri olan Lozan'ı Dr.Rıza Nur Bey'in kaleminden okumak gerçekten güzeldi. Esenler.
545 syf.
·10/10
Milli Mücadele'nin başlangıcından,Lozan Antlaşması'nın bitimine kadar olan müthiş dönemi,Doktor Rıza Nur'dan okumak,gerçekten keyif vericiydi. Milli Mücadele'de çekilen çileleri,mücadeleleri,entrikaları,dönemin öne çıkan karakterlerinin hekim gözüyle değerlendirilmesi, müthiş.. Özellikle Lozan safhası,düşmanların bize takmaya çalıştıkları kancalar,bizim olabildiğince zararsız atlatmaya çabalamamız.. Yakın Dönem Tarihi'ne mi çalışıyorsunuz? Mutlaka okuyun.
464 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Daha önce okuduğum farklı kaynaklardan ismini duyup merak etmiştim. Aşağı yukarı neler anlatacağını tahmin ediyordum.  Yalnız lozanda bulunmuş bu adamın dilinin bu şekilde kötü ve ırkçı fikirlerini açık açık yazacağını tahmin etmemiştim. Ona göre kendisi Lozan'da neredeyse tek başına çalışmış. Bencil ve egoist bir adam olarak yazması gerçek bile olsa inandırıcılığını yitirmiş. Profkitap ın nushasi ayrıca berbattı. İç içe geçmiş kelimeler yoğundu. Onun dışında yazar olayları açık ve anlaşılır bir şekilde yazmış. Lozanda yaşananları öğrenirsiniz ama kesin doğru olması hakkında şüpheler devam eder.
288 syf.
·10/10
Doktorun çocukluk evresi,doktorluk dönemi ve politikaya girişinin temelinin olduğu bölümdür. Nasihatlar,öğütleri, olaylara bakış açısıyla eşsiz bir bölümdür..
250 syf.
·10/10
Biz zaten bunları yazmak istiyorduk. Bu nutku(Nutuk) görünce tarihe,ilme,insaniyete Türk’e hizmet lüzumunun şiddeti içinde bulunmak dolayısiyle bizim için hakikatin millete ve cihana tevdiinin tekasül edilemeyecek bir vazife olduğunu tamamen anladık. Binaealeyh hem yazıyorum, Hem bu nutku da önüme koydum yanlışlıkları tashih ediyorum.

Doktor Rıza Nur Tanrıdağlı
220 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabı birinci sayfasından sonuncu sayfasına kadar okurken kitabı yazan Dr. Rıza Nur'un bu kitabı nasıl bir ruh haliyle yazabildiğini oldukça merak etmekteyim. Kitap sistemde farklı bir yayınevinden gösteriliyor ; fakat benim elime Profkitap'ın nüshası olarak geçti. Kitapta o zaman Lozan Antlaşması'na Türkiye adına katılan Dr. Rıza Nur'un hatıratlarından bahsediyor. Dr. Rıza Nur'un bu antlaşmada kendisini ön plana çıkarmak Lozan Antlaşması'nı kendisine mal edebilmek için her türlü yol ve duruma başvurduğunu görüyoruz. Rıza Nur bazen egoist bazen narsist bazen de ruh durumu normal olmayan bir insan, psikolojik rahatsızlıkları olan bir karakter içerisine büründüğünü gördüm. Kitapta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'ye ağır ithamlarda bulunmuştur.Bir öğretmen olarak bunlara niye başvurduğunu anlamakta zorlanıyorum. Türkiye adına oraya gönderilmiş bir insan olarak neden böyle yaptığını anlamak çok zor. Kendisini Türkçü ve vatansever bir yapıda gösteren bir insan rakiplerinin Türklüğünden daima şüphe etmektedir. Hatta ona göre Rauf Orbay Abaza, İsmet Paşa Kürt, Abdülhalik Renda Arnavut ilahiridir..
Kendi emsali ve üstünleri arasında hakaret etmediği tek insan Mareşal Fevzi Çakmak'tır. Ona da "Kuzu Paşa " demektedir. Ayrıca kitapta İsmet Paşa'ya (İnönü) sağır İsmet dediğini gördüm.
Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlık ilanı olan antlaşmadır. Masada daha fazla kazanç sağlayabilirmiydik? , imzalanan metne şükretmeli miyiz? Bu konuda şahsi fikrim o dönemdeki gücümüze göre alabileceğimizin en iyisini aldığımızdır..
Dış güçler bu antlaşmayı
"İsmet paşa lozan'da büyük bir diplomatik zafer kazanmıştır. Bütün müttefik diplomatlarının sırtını yere getirmiştir. Diye yazmışlardır. Zaten bu antlaşmayı farklı yazmak ve inkar etmenin hiçbir faydası yoktur.
Mustafa Kemal ve İsmet İnönü bu başarıdan dolayı gerek mecliste gerek meclis dışında etkisini artırmak isteyen Dr. Rıza Nur'u daha fazla zarar vermeden etkisiz hale getirmişlerdir. Yazarın diğer hatıralarını da incelediğimde bunu görmekteyim. Üniversite de Cumhuriyet Tarihi derslerinde hocamız bu şahsiyetten sadece Lozan konusunu anlatırken bahsetmiş ilerleyen zamanlarda devlet yönetiminde etkisinin pek kalmadığını söylemişti. Bu şahsiyet ayrica tıp doktorudur. Tıp konusunda yazdığı pek çok eseri vardır...

Yazarın biyografisi

Adı:
Rıza Nur
Tam adı:
Dr. Rıza Nur
Unvan:
Türk Siyasetçi, Devlet Adamı, Yazar, Türkolog-tarihçi ve Hekim
Doğum:
Sinop, Türkiye, 30 Ağustos 1879
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Eylül 1942
1879 yılında Sinop'ta doğdu. İlköğrenimini Sinop'ta yaptıktan sonra İstanbul'a gelerek Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi'ne girdi. Sonra Tıbbiye İdadisi'ni (Tıp Lisesi) ve Mekteb-i Tıbbiyei Şahane'yi (Askeri Tıp Okulu) tabip yüzbaşı olarak bitirdi. 1901 yılında Gülhane Hastanesi'nde (Askeri Tıp Akademisi) staj yaparken çalışkanlığı ile Alman hocaların ilgisini çekti ve orada asistan oldu. Önce Prof. Dr. Deike Paşa'nın yanında çalıştı, sonra cerrahi kısmına geçti. Prof. Dr. Wietin Paşa'nın yanında çalışarak operatör oldu. Bu arada fenni sünnet usul ve aletlerini anlatan özgün bir kitap yazdı. Önce padişaha sunulan kitap sonra yayımlandı ve Prof. Wieting tarafından bir kısmı Almanca'ya çevrildi. 1903'te Rumeli Zibefçe gümrük kapısına bakteriyolog olarak atandı. 1905 yılında Gülhane'ye yardımcı öğretmen, 1907'de Askeri Tıbbiye'ye cerrahi hocası oldu. Meşrutiyet'in ilanından sonra yapılan seçimlerde Sinop'tan milletvekili seçilerek Meclis'e girdi. 1908 yılında Birinci İcra Vekilleri Heyeti'nde Maarif Vekili'ydi. 

1920 yılında Sovyetler Birliği'yle dostluk ve yardım antlaşması yapmak üzere Moskova'ya gönderilen heyete delege olarak katıldı. Cumhuriyet'in ilanına kadar bütün hükümetlerde Sıhhiye Vekili olarak görev aldı. Lozan Konferansı'na ikinci delege olarak katıldı. İkinci dönemde yeniden Sinop milletvekili olarak Meclis'te yer aldı. 14 cilt tutan Türk Tarihi'ni bu sıralarda yazdı. 1926 yılında Sinop'ta bir kütüphane kurarak, gelir kaynaklarıyla birlikte eğitime vakfetti. 1942 yılında İstanbul'da vefat etti. 

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 69 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 80 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.