“Başlangıcı ve bitişi olmayan ışığın, Rabbin acıma ve bağışlama adının, içini yıkayarak Züleyha’dan kendisine yansıdığını. Kendisini Rabbe götüren yolda bütün evrenin özetinin Züleyha’da çıkartıldığını. Onu ezelden bu yana sevdiğini, ama bu muhabbeti biliş zamanının nihayet geldiğini anladı. Yûsuf Züleyha’yı hatırladı.”
“Ateşe düşen yaş kütüğün önce boğula boğula, sonra alev alev, sonra köz, yanması gibi Züleyha da yanıyordu. Ne bir çığlık, ne bir şikayet. Çıt yok! Züleyha’nın içinde büyüyen hû yangını, bunu kendisi de bilmiyordu. Bir âh’tı Züleyha sadece. Kelâm yoktu, eylem yoktu.”
Yûsuf, Züleyha’nın aslından kaçıp da, yolu Züleyha’nın sûretlerince kesildiğinde fark ettiği güzellikten başı dönünce anladı ki: Sûret deyip geçmemeli, sûretin aslına nisbeti var. Üstelik bazen bir sûret aslından çok daha tehlikeli olabilir. Çünkü kendi içimizde kendi zenginliğimizde tehlikesiz büyümektedir.”