Bu kitaptan gerçekten çok etkilendim. Romanın iki güçlü fakat bir o kadarda yaralı kadınlarıyla tanıştım. Kitapta Selime tezinin hikayesi o kadar çok etkilendim ki içimin burkuldu okurken hissettiğim bir hikaye oldu. Çocukların arasında kendine bir yer bulmaya çalışan ama bulamayan bir annenin sessiz çığlığı gibiydi.… Selime teyze aslında çocuklarından bir beklentisi yoktu halini sorsunlar, arada bir kapısını çalsınlar, istiyordu. Ama evlatları onu bir yere sığdıramadı. Selime teyze bir anne olarak dünyanın en küçük ama en kıymetli şeyini istiyordu.Evlatları değerini göremedi ama… Selime teyze de bir gün sessizce ayrıldı evinden… Aradılar mı, aramadılar mı bilmiyorum ama insan isterse gerçekten bulmak isterse bulur. Selime teyze evlatlarini kıyamadı yine döndü ama çocukları bu gidişinden gerekli dersleri almıştır umarım.…
Diğer bir yanda Meltem’in hikayesi var. Annesi kaçtı mı öldü mü belli olmayan babası başkasıyla evlenip çocuğunu unutan yok sayılan, bir kadının hikayesi anne yok baba yok çünkü bir insanın babası hayattayken yok sayılması ne kadar acı olabilir? Meltem’in tek isteği küçücük bir “kızım” kelimesiydi. Gerçek bir babalık görmek istediğidi oysa hiçbir çocuk dünyaya gelirken tercih yapamıyor, ailesini seçemiyor ki… İki acılı hayatın, iki büyük yaranın birbirine tutulması buluşması Selim teyze ve Meltem’in birbirlerine tutulması dert ortakları olması kimsenin kimseye dert ortağı olmadığı bu çağda ikisinin aynı evde yollarını kesişmesinin hikayesi…Meltem Selime teyze’ yi belki elinden tutup bir yere götürmedi ama gönlünden tutup ikna etti.
Bu romanı okuyun okurken keyif almak ve iz bırakan bir kitap gönül rahatlığıyla öneririm çünkü bazı hikayeler kalbe dokunur.