Biraz hüzünlü ama çok fazla kasvete boğmadan hüzünlendiren, Müzeyyen'in hayatında yer yer kendi hayatınızdan parçalar bulabileceğiniz, okuması rahat bir kitap. Bir saatlik uçak yolculuğumda bitirdim. Sonu biraz şaşırttı.
Benim adım Müzeyyen. Süslenmiş, güzelliklerle bezenmiş demek. Ben güzelliklerle bezeliyim. Süslenmiş bir hayat benimki. Müzeyyen'im ben. Doğmadan belliymiş adım. Müzeyyen adında bir kız olarak doğmuşum.
"Bak Müzeyyen," diyor, "bu kısa olan, saatleri gösteriyor, adı akrep. Bu uzun da dakikaları gösteriyor, o da yelkovan." "Niye öyle adları?" diye soruyorum. "Öyle işte," diyor babam. Annem elimi bırakmıyor. "Peki bunun adı ne?" diyorum parmağımın ucuyla nefes nefese koşturan ince çubuğu göstererek. "O saniyeleri gösteriyor." "Onun adı yok mu?" Kızıyor babam. Bana mı kızıyor, saniye kolunun adını bilemediği için kendine mi kızıyor, belli değil. "Yok kızım. Saniye kolu o. Adı falan yok." Doğruluyor çömeldiği yerden, anneme dönüyor. "Gördün mü Meral, bir şey öğreteyim dedim, ettiği lafa bak. Nereden buluyor böyle tuhaf soruları, bilmiyorum ki?" Başka soru sormuyorum. Uslu bir kızım ben, babamı kızdırmamam gerektiğini biliyorum. Ama gözümü öteki saatlerden, öteki saatlerdeki saniye kollarından alamıyorum. Adı olmayan zavallının dostu olmaya karar veriyorum. Akreple yelkovan kıpırdamaya karar verinceye kadar benim aceleci arkadaşım defalarca dönüyor.