Bir ismi olmalıydı. Ve ben o ismi mutlaka hatırlıyor olmalıydım. Bu kadar aşina geliyorsa bana siyahlar içindeki bu kadın,bütün ruhların bir araya toplandığı ezel meclisinde onun ismi benim kulağıma fısıldanmış olmalıydı.
Değil mi ki "Önce söz vardı". Her şeydi isim. İçerdiği bütün sonsuzluk vehmiyle aşkın dahi var olabilmek ve sürebilmek için ihtiyacı vardı kelimelere. Bu yüzden aşkın kendisi de bir isimdi. Üstelik aşkın manası tek olamadığı için, tek ismi de yoktu.
Alemin bir sebebi bir de mümkünü vardı. Isimler önce, hayatlar sonraydı. Her isim içinde, kuvveden çıkacak bir fiil saklardı. Her şey ölse isim yaşardı,isim ölünce olurdu her şeyin de ölmesi.
Kalbim ilk o anda kıpırdadı.
Işık su kıyısındaymış. Çizgisi bana doğruymuş. Sır, ancak perdenin önünde durmayı göze alana aşikarmış. Ama kalbin sırrıyla süveydası arasındaki yol ne kadar da kısaymış.