On dakikalık yolu vardı zaten. Yürümeye başladı. O adım attıkça düşüncelere mıh gibi saplanıyor söylenen sözlerde boğuluyordu. Aldığı nefes göğsünü ferahlatacağına ona ağır gelmeye başlamıştı. Daha fazla yürüyemedi. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Kaldırımın bir köşesine kalakaldı çöktü oturdu. Etrafta kimse yoktu ama bir an önce toparlanması gerekiyordu. Etrafta kimse olmadığı için rahatlamıştı ama o kadar çok isterdi ki birinin olmasını, omzuna birisinin el atmasını. Öyle herhangi biri değil. Belki kalbini kıran arkadaşı belki hoşlandığı çocuk belki annesi... Onları hayal etti anlık sıra sıra. İçten içe sürekli bir şeyleri beklemek insanın en büyük sınavıdır. Beklemek yorar en çok insanı. Göğsündeki derin ağırlık omzundaki ağrı boğazındaki düğümün acısıyla kalktı ve tekrar yürümeye başladı.