Simyacı
"İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun, sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız. ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız an, bu korku uçup gider." Diyor bir yerde Paulo Coelho. Bir çobanın hayat hikayesini anlatıyor aslında. İnsanın kendi kişisel menkibesini yaşaması için bütün evrenin yardım edeceğini tekrarlıyor. Çobanın düşündeki hazineye ulaşmak için geçirdiği maceraları, koyunlarını satmasını, tanimdaigi bir yerde parasız kalmasını, billuriye dükkanında çalışmasını, çöllere düşmesini filan anlatıyor ve en sonunda da hazineye ulaşmasını gözler önüne seriyor.
Efsane anlatımın efsane cümlelerle süslendiği bu kitabı ben hasta yatağımda bir buçuk günde bitirdim. Okumayanin çok şey kaybedeceğini düşünüyorum.
Yoksulluğu iliklerine kadar yaşamış ve geçim sıkıntısı çeken bir ailenin sondan ikinci çocuğu olan beş yaşındaki Zezé'nin hayatını, yaramazliklarini, hayallerini, dostluklarını ve üzüntülerini anlatan bu kitabı okurken, mutlaka kendinizden de bir parça bulabiliyorsunuz. Zezé o yaştaki zekası ile aslında büyüleyici bir çocuktur. Ama çok hareketli olması, ailede bulamadığı sevgiyi başkasına neredeyse zarar verecek şakalar yaparak öfkeyle dışa vurması da kaçınılmazdır. Bu yüzden de sürekli aile bireylerinden dayak yemektedir. Yeni taşındıkları evdeki ağacı olan Şeker Portakalı ile birbirlerini pek severler ve her gün konuşurlar. Ta ki bir gün en sevdiği dostunu kaybedene dek.
Kitabı okuyunca gerçek yoksulluğun ne şekilde olduğunu, herşeye rağmen mutlu yaşamayı başarmaya cismak umudunun insanları diri tuttuğunu göreceksiniz. Yazarın kendi çocukluğunu anlattığı eseri de çevirmen sade bir dille çevirmiş.
İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun, sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız. Ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı El tarafından yazılmış olduğunu anladığımız an, bu korku uçup gider.