islam toplumunun sınırları Kuzey Afrika'dan Fars Körfezi'ne kadar uzanıyordu. Anur'dan Çin sınırına ve Endonezya'ya kadar uzanan bölge İslam'ın egemenliği altındaydı. Bu bölgede, aynı düşünceyi, aynı inancı ve aynı duyarlılığı paylaşan tek bir ümmet yaşıyordu. Hepsi tek bir dinin değişik ekollerine, ve dini şahsiyetlerine uyuyorlardı. İslam doğuşunda yeralan bu yekvücut dini güç, yeni yeni gelişmeye başlayan Batı emparyalizmini sürekli rahatsız ediyordu. Osmanlı kılıçları İslam adına güçleniyor ve Batı yayılmacılığının önünde büyük bir set oluşturuyordu. Daha 19. yüzyıla kadar gidip Viyana'yı kuşatıyorlardı. Bütün Akdeniz islam donanmasının kontrolündeydi. işte bu büyük, parçalanmalıydı. En küçük parçalara bölünmeli, tamamen etkisiz hale getirilmeliydi. Böylece doğunun direnme gücü ortadan kalkacak, aralarına ayrılık düşecekti. Çünkü küçük küçük lokmaları yutmak kolaydı. "Bunlardan biri bize başkaldırdı mı diğerini ona karşı kışkırtalım. Beşini, altısını, onunu birbirine düşman yapalım. Bunlardan bir diğerinin boğazına sarılacak olursa, hasmına karşı bizden yardım isteyecek, bize yaslanacaktır.
Lawrens adlı ingiliz ajanı geliyor Araplarla, Türkleri birbirine düşman hale getiriyor. Bu ulusların ikisi de müslümandır oysa. Birine diyor ki: "Sen müslümanlıktan önce araptın!" Diğerine de Sen müslümanlıktan önce Türktün!" diyor, "islam uygarlığıyla övünmeden önce, Bizans uygarlığı, Akdeniz uygprlığı, Roma uygarlığı senindir."diyor. Sonra diğerine dönüyor ve "Kıpti uygarlığı senindir Arami, Sami uygarlığı senindir." Iraklı'ya "Arami uygarlığı senin eserindir, sen sur, Babil, Sümer ve Akad uygarlıklarının sahibisin" diyor. Mısırlıya da "Sen aslında arap değilsin. Daha müslüman olmamışken, iskender uygarlığına sahiptin. Bundan önce de Kopt (Copt) uygarlığını meydana