Halkı Müslüman olan ülkelerin iktidar odakları, İslamiyetin hangi ideolojik kampa malzeme temin edeceğini belirler oldular.
Suriye Cezayir gibi ülkelerde daha çok Sosyalizan tezlere mesnet kılınmak istenen İslam,
Türkiye, Fas, Tunus gibi ülkelerde kapitalist gelişmenin ve anti-komunist hissiyatın beslendiği bir dağarcık durumuna getirilmek istendi.
Mısır, Endonezya ve İran gibi bazı ülkelerde ise münavebeli olarak rejimlerin halkın gözünde sevimli gösterilmeleri için başvurulan kaynak hep İslam oldu.
Her çağda ve her kültürde ideolojik savaşın dine ilişkin bir anlatım yoluyla yürütülümesi kolay olmuştur.
Çünkü her toplumda din çoğunluğun değerlerini belirleyen, yabancılık çekilmeden anlam verilebilien bir unsurdur.
Savunulan tezlerin tanıdık bir yüze sahip olabilmesi için, tespit edilen düşmanın öteden beri bilinen bir düşman edilebilmesi için "din" en elverişli kaynaktır.
Eğer yaşanan herhangi bir sistemin herhangi bir birimi olmayı reddetmek diye bir meselesi yoksa bir Müslümanın, Müslümanlığına ilişkin hiçbir meselesi de yok demektir.
öyleyse sözlerin bize ne söylediklerini anlamaya çalışmak, bu söylenenlerin bizim hakikatimizi ifade edip etmediğini bilmeye yönelmek düşünmenin ilk adımı olduğu gibi, sürü ile sürüklenmekten kurtuluşun da ilk işaretidir.