Eskiden bir sis perdesinin arkasından seyrediyordum dünyayı... Bunun sebebi de beynimizi kafatasımızın içinde zannetmemiz!.. Kafatasına hapsolmuş bir beyin nasıl düşünebilir? Halbuki beyin dediğimiz şey elle tutulmaz gözle görünmez bir esintidir. Hazar denizi taraflarından gelen bu ilahi esinti, düşüncelerimizi doğurur.
Hak ederek değil, hırsızlama elde edilmiş ün, sahibine mutluluk vermez; onu ancak hak edenlerin, ona layık olanların yüreğini heyecanla, sevinçle titretir.
O kutsal düşten başka her şeyi unutmuş, her şeyden el çekmiş, yıkılmış, umutsuz, umarsız oturup duruyordu odasında. Yerinden kımıldamayı bile düşünmüyor, kayıtsız yaşam ışıltısından yoksun bakışlarla arka avluya bakan pencereden dışarıyı izliyordu: