Küçük Ağaç beş yaşında öksüz ve yetim kalmış bir çerokidir. Büyükanne ve büyükbabası onun bakımını ve eğitimini üstlenir. Küçük Ağaç kızılderili mantığıyla sevgiyi, doğayı öğrenir. Her zaman ihtiyacı olan kadar alması gerektiğini bilir. Doğanın bir gidişat içerisinde olduğuna ve ona saygılı olmak gerektiğine inanır.
Büyükanne, Küçük Ağaç'a bir beden bir de ruh aklının olduğunu anlatır. Beden aklı ne kadar büyürse ruh akli o kadar küçülür. Beyaz adam kişisel hırslar, emperyalist düşünceler peşinde koştuğu için ruh akli küçülmüştür. Doğayı anlayamazlar ve kargaşa içerisinde yaşarlar.
Küçük Ağaç bizi bazen neşelendirir, bazen hüzünlendirir. Materyalist temelli dünyamızda kızılderili aklının barışçıllığını gözler önüne seriyor.
Kitabın başında, kitabın çerokilere adandigi belirtilmiş. Tabiat ile uyum içinde yaşayan, gerektiğinden fazlasını almayan bu halk aslında dünyadaki mutluluğun şifresini fark etmişti. Tüketim çılgınlığı ve güçlü olmanın teşvik edildiği dünyamızda bu Çerokileri şimdi çok daha iyi anlıyoruz.
Kitap kesinlikle okumaya değer. Küçük Ağaç'ın yaşadıklarını bir çocuk gözünden okuyoruz. Bu da bize büyülü sihirsel bir anlatım sunuyor. Bu kitabı beğenmek mümkünden de ötedir.
Puanım 9/10
Alıntılar
*Büyükanne doğru yaptığını söyledi çünkü iyi birşeyle karşılaştığın zaman, yapman gereken ilk şey bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır, bu şekilde iyilik öyle bir yayılır ki nereye gittiğini bilemezsiniz. Ki bu da doğrudur.
*Buyukanne, beden aklını açgözlü ya da hırslı olmak için kullanır, onunla her zaman insanları kandırır ve onlardan nasıl maddi çıkar sağlayacağını düşünürsem ruh aklini bir cevizden daha büyük olmayan bir boyuta düşüreceğimi söyledi.
*Görüyorsun Küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok. Senin buzağıyı almanı engelleseydim, her zaman bir